Giriş için tıklayınız.
Sitedeki kullanıcı sayısı: 54
IMIAD-YÜKSEK LİSANS PROGRAMI  › TEZLER
TEZLER

IMIAD PROGRAMINDA YAZILMIŞ OLAN TEZLER VE ÖZETLERİ

2017 - 2009

Yazar: Meltem UYSAL 418131009 meltemuysall@gmail.com

Danışman: Doç.Dr. Özge CORDAN

Tezin adı: Peter Zumthor’un Fenomenolojik Yaklaşımına Dayalı Deneysel Ve Deneyimsel Bir Mekan Tasarımı / Experimental and Experiential Space Design Based on the Phenomenological Approach of Peter Zumthor

ÖZET

Mekan atmosferi deneyim ekseninde özne-nesne diyaloğu ile açığa çıkan karşılıklı ilişki durumu ile ilgilidir. Mimari mekanın inşası gibi, atmosferin de inşası söz konusudur. Mekan atmosferinin yaratımı ve deneyim mekanının inşası, mekan tasarımcısının algı ve anlam dünyasını yansıtır. Kullanıcı ise kendi algı ve anlam dünyası doğrultusunda mekanı deneyimler. Tez kapsamında; deneyim mekanı / mekan atmosferi nasıl tasarlanır sorunsalına ilişkin bir araştırma yapılmış ve mekan kalitesini mekan atmosferi ile değerlendiren, fenomenolojik bakış açısı ile binalar / mekanlar tasarlayan mimar Peter Zumthor’un, mekan atmosferinin inşasına yönelik çalışmaları üzerine bir okuma yapılmıştır. Peter Zumthor’un hem kaleme aldığı eserleri hem de mekan tasarımına yönelik anlatımları üzerine yapılan okumalarda tasarım sürecinin nasıl ilerlediği analiz edilmeye çalışılarak Zumthor’un fenomenolojik yaklaşımı, atmosfer ve deneyim kavramları ile birlikte yan okumalarla desteklenmiştir. Tezin uygulama ayağı ve alan çalışması için, Peter Zumthor’un fenomenolojik yaklaşımı bir lens olarak kullanılarak, İstanbul kentinin önemli kent imgelerinden biri olan Haydarpaşa Tren Garı deneyimlenmiş ve avlusunda geçici bir deneysel / deneyimsel mekan tasarlanmıştır. Bu süreç; deneyim mekanının deneysel tasarım sürecinin aşamaları ve adımlarını, fenomenolojik bir okuma, anlama ve yorumlama yöntemi ile ele alarak ve Zumthor’un belirlediği mekanın atmosferini oluşturan dokuz etken faktöre göre irdelenmiştir.

Tez beş bölümden oluşmaktadır:

Birinci bölümde; giriş, tezin amacı, kapsamı ve yöntemi yer almaktadır. Deneyim mekanı nasıl inşa edilir, mekan atmosferi nasıl yaratılır, kullanıcılar mekanı nasıl deneyimler gibi sorulara yanıt bulabilmek amacıyla araştırmada izlenen yol tariflenmiştir.

İkinci bölümde; deneyim, algılama, mekan atmosferi konularında mekan ve deneyim ile ilişki kurularak literatür taraması yapılmıştır. Mekan ile ilişki / iletişim kuran kullanıcının, mimari mekan ile karşılaşması fenomenolojik bakış açısı ile ele alınmaktadır. Bu bağlamda; mimarlık alanındaki mimar ve kuramcıların fenomenolojik yaklaşımları irdelenerek deneyim ve mekanın atmosferi üzerine okumalar yapılmıştır.

Üçüncü bölümde; fenomenolojik yaklaşımı ile mekan atmosferi / deneyimi üzerine hem teori hem de uygulama alanında çalışmaları olan mimar Peter Zumthor’un “Atmosfer” kitabında belirlediği dokuz etken faktör, Zumthor’un metinleri ve projeleri ile birlikte, çapraz ve yan okumalar ile ele alınmıştır.

Dördüncü bölümde; tezin uygulama ayağını ve alan çalışmasını oluşturan ve sosyal, kültürel ve simgesel açıdan önemli olan Haydarpaşa Tren Garı Binası ve Gar Binası’nın avlusunda tasarlanan pop-up deneyim mekanı ile ilgili çalışmalar yer almaktadır. Peter Zumthor’un mimari tasarım yaklaşımı ve atmosfer yaratımına ilişkin olarak belirlediği dokuz başlık esas alınarak, fenomenolojik bakış açısı ile deneysel, geçici bir deneyim mekanı projelendirilmiş ve yorumlanmıştır.

Beşinci ve son bölümde sonuçlar ve öneriler yer almaktadır. Bu bölümde tez çalışmasından elde edilen sonuçların yanısıra gelecek çalışmalara ışık tutan sonuçlar ve öneriler üzerinde durulmuştur.

ABSTRACT

Spatial atmosphere is a realness that emerges from the dialog between object and subject. Constructing an atmosphere is an issue like constructing the architectural space. Constructing the atmosphere of space reflects the perception and the semantic world of the designer. User experiences the space according to his / her perception and semantic world. This thesis is a phenomenological reading about constructing the spatial atmosphere, the survey focuses on designing the experiential space / spatial atmosphere and the quality of space is evaluated with the spatial atmosphere by the help of the architect Peter Zumthor who designs buildings / spaces in phenomenological point of view. In readings on Peter Zumthor’s written works and expressions about space design, the process of design is tried to be analysed; the phenomenological approach of Zumthor, atmosphere and experience concept have been tried to be grasped through historical, sociological and philosophical sub-readings. The Haydarpaşa Train Station which is an important image of İstanbul is the case of survey and the phenomenological approach of Zumthor is used as lens in these readings. In this survey study, an experience space/ experiential space is designed in the atrium of Haydarpaşa Train Station by temporary pop-up space design as experiential space project. This process examines the stages and steps of the experimental design process of an experiential space in accordance with the nine effective factors as classified by Zumthor to create the atmosphere of a space by approaching the subject at hand through reading, understanding and interpreting it via a phenomenological method.

Thesis consists of five parts: In the first part; introduction, the objective, content and method of the thesis have been explained. The route of the research is explained to answer questions like how experiential space is constructed, how the atmosphere is created, how users experience space.

In second part; the literature research about experience, perception, spatial atmosphere through relating the space and experience. The facing of user, who has relation/ communication with space, is discussed in phenomenological point of view. In this context, the experience and the atmosphere of space is researched through examining the approaches of architects and theorists who accepts phenomenological method.

In third part, the nine elements specified by the architect Peter Zumthor who has both in theory and in construction, are interpreted with cross and side readings additional to Zumthor’s articles.

In the fourth part, there are studies related to the Haydarpaşa Train Station Building that is socially, culturally and symbolically a very important building and the pop-up experiential space designed for its courtyard; which also constitutes the application section and site study of this thesis.

In the fourth part; the pop-up experiential space designed in Haydarpaşa Train Station Building and its atrium -the case study of the thesis- which have social, cultural and symbolic importance takes place. The temporary experience space is projected and interpreted on experiential basis by the acceptance of Peter Zumthor’s nine elements about architectural design approach and creating atmosphere as the main criteria in phenemological point of view.

In the fifth, the last part; results and suggestions exist. More general results and suggestions have been determined in order to enlighten the upcoming studies in addition to results gained by thesis study.

Yazar: Timuçin ERKAN 418141012 timucinerkan@hotmail.com

Danışman: Doç.Dr. Deniz A.YAZICIOĞLU KANOĞLU

Tezin adı: Bilgi Teknolojileri Bağlamında Kütüphane İç Mekan Analizi: İstanbul Teknik Üniversitesi Mustafa İnan Kütüphanesi / Information Technologies and Interior Space of Library: Istanbul Technical University Mustafa Inan Library

ÖZET

Bilgi ve iletişim teknolojileri gündelik hayatın kaçınılmaz bir parçası olmaya başlarken yaşam alışkanlıklarımız ise sürekli değişmektedir. Bu değişimin toplum üzerindeki etkilerini ilk fark eden kişilerden McLuhan, uygarlık tarihi içerisinde sözlü kültürün yerini yazılı kültüre bırakmasıyla yaşanan toplumsal değişimin, günümüzde elektronik kültürle beraber yaşanmakta olduğunu dile getirirken, bedenin uzantısı olarak ele aldığı bilgi ve iletişim araçlarındaki değişimin bireyin algısını böylece de birey ve toplumun kendisini dönüştürüyor olduğundan söz etmektedir. Bilgi teknolojilerindeki gelişmelere paralel olarak birey ve toplumun davranışları hızla değişirken bu değişim kaçınılmaz olarak yaşanan mekana da yansımaktadır.

Bu teknolojiler hayatımızda daha yaygın olmaya devam ettikçe, birçok kurum ve kuruluş da sunduğu hizmetlerin kullanıcıların ihtiyaçlarına uygun kalmasını sağlamak için değişmektedir. Geçmişten günümüze bilginin saklandığı ve sağlandığı kütüphaneler ise bu değişime en çok maruz kalan yapılardır. Günümüzde bilgi ve iletişim teknolojilerindeki gelişmelerle birlikte bütün bir kütüphane içeriği tek bir yongada depolanabilmekte veya tek bir kütüphane artık tüm kütüphanelerin dijital içeriğine sahip olabilmektedir. Bir diğer taraftan internet, dijital belgeler ve wi-fi'nin varlığı ise kütüphanelerin işlevi, kullanımı ve çalıştırılmasında benzeri görülmemiş değişiklikler meydana getirmektedir. Dijitalleşme, mobilite ve uzaktan erişim olanakları ile birlikte bilgi taşıyıcısı medya araçlarının mekâna bağlılığı sürekli azalırken bilginin saklanması ve sağlanmasına hizmet eden kütüphane mekanlarının ise gelecekte hangi amaçları karşılamak üzere kurulacakları tartışma konusu olmaktadır. Bu sebeple tez çalışması kapsamında özellikle bilgi teknolojileri ile beraber toplum ve bireyi dönüştüren böylesi bir değişimin mekâna yansıma potansiyelleri kütüphaneler üzerinden sorgulanmaktadır.

Bu bağlamda tez çalışmasının kapsamı olarak belirlenen bilgi teknolojilerindeki gelişmelerin fiziksel mekanlar üzerindeki etkisi ve özellikle de kütüphane mekanlarına etkileri konusunda daha önce yapılmış olan tezler ulusal ve uluslararası düzeyde incelenerek elde edilen sonuçlar sistematik bir biçimde değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmelerin sonucunda ise tez çalışmasının amacı başka bir ifadeyle ele alınacak olan problem ‘’bilgi teknolojilerindeki gelişmeler bağlamında kütüphane mekanın analizi’’ olarak belirlenmiştir.

Belirlenen bu kapsam ve amaç doğrultusunda, methodoloji olarak tez çalışmasının 3. Bölüm’ünün ilk aşamasında bilgi teknolojileri ve bilgiye erişim olanakları ile birlikte dijitalleşen yaşam alışkanlıkları ele alınırken, ikinci aşamasında dijitalleşen yaşam alışkanlıkları ile birlikte değişen bilgi kullanma alışkanlıkları tariflenmektedir. Üçüncü aşamasında, dijitalleşme, internet ve web teknolojileri ile birlikte ortaya çıkan gelişmelerin kütüphane servis ve modellerine yansımaları tartışılmakta ve son aşamasında ise bilgi teknolojilerindeki değişmelerle beraber kütüphane mekanına yönelik oluşturulan güncel yaklaşımlar ele alınmaktadır.

Tez çalışmasının 4. Bölümü’nde ise vaka çalışması olarak Türkiye’nin önemli üniversite kütüphanelerinden birisi olan İstanbul Teknik Üniversitesi Mustafa İnan Kütüphanesi incelenmekte, mevcut bina içerisinde bulunan alanların kullanıcı gereksinmelerini karşılamaya yönelik başarısı literatür çalışması doğrultusunda hazırlanan bir anket çalışmasıyla ölçülmektedir. Anket çalışmasına ait veriler literatürden elde edilmiş olan bilgiler doğrultusunda sistematik bir biçimde incelenirken, bir üniversite kütüphanesinin tasarlanması sürecinde dikkate alınması gereken temel alanlar ve kavramlar tespit edilmeye çalışılmaktadır. Ayrıca bu bağlamda İstanbul Teknik Üniversitesi Mustafa İnan Kütüphanesi örneği üzerinden mekansal problemler ortaya konulmakta ve sözkonusu bu problemlerin çözümüne yönelik bir dizi öneriler sunulmaktadır.

Tezin son bölümünde ise çalışma kapsamında yapılan tüm bu önerilerin günümüzde ve yakın gelecekte kütüphane mekanına yönelik uygulamalara sağlayacağı faydalar tartışılmıştır.

ABSTRACT

As information and communication technologies are starting to become an inevitable part of daily life, our life habits are changing continuously. As one of the first realizers of the effect of this change upon the society, Mc Luhan, while uttering that the social change experienced by oral culture’s giving its place to written culture in the history of civilization is nowadays experienced by the electronic culture, he mentions that the change at information and communication media he addresses as extension of the body is effecting the perception of the individual and, thus, transforming the individual and the society itself. While the behaviors of individuals and the society are changing rapidly as parallel to information technologies, this change is inevitably reflected at the residential spaces.

As these technologies keep going to become more prevalent in our life, many institutions and organizations are also changing to ensure the services they offer are suitable for the necessities of the users. The libraries where the date has been provided and kept, on the other side, are the structures that exposed to that change at most. At the present time, together with the developments in the information and communication technology the content of a whole library is stored within a single chip, or a single library can hold the digital content of all libraries. On the other side, existence of Wi-Fi, digital documents and the Internet is creating unprecedented improvements on the function, use, and operating of the libraries. Together with digitalization, mobility, and remote access possibilities, while spatial dependence of data carrier media tools is continuously decreasing, library spaces serving to provide and store data are to be structured to provide which purposes is an issue of concern. Therefore, in the content of thesis study, spatial reflection potentials of such a change converting the society and the individual, especially together with the information technologies, are examined through the libraries.

In this context, the effect of information technologies upon the physical spaces, which is selected as the content of thesis study, and dissertations done especially in respect of their effects upon library spaces are examined in national and international level, and the conclusions are systematically evaluated. As a result of these evaluations, the content of thesis study, the problem to be handled in other saying, is determined as “analysis of library interior in the concept of developments in information technologies”.

In line with this content, digitalized life habits via information technologies and information access possibilities are dealt at the first stage of 3rd Part of thesis study as methodology, and at the second stage changing information usage habits together with the digitalized life habits are described. At the third stage, the reflection of the developments that are appeared together with digitalization, internet and web technologies upon the library service and models is discussed, and at the last stage the current approaches generated towards the library space together with the improvements in information technologies.

At the 4th part of thesis study, Istanbul Technical University Mustafa Inan Library, which is one of the important university libraries of Turkey, is examined as case study, and the success of it to satisfy the user needs of the places within the present building is measured with a survey study prepared through literature study. The fundamental areas and concepts to be concerned on the process of designing a university library are being tried to be determined while the data belonging to the survey are systematically examined in the line with the knowledge gathered via the literature. Also, in this context, spatial problems are manifested via Istanbul Technical University Mustafa Inan Library, and a range of suggestions for the solution of these aforesaid problems is presented.

At the last part of the thesis, the benefits that these suggestions will provide to the applications on library spaces of today and near future are discussed.

Yazar: Simge GÜLBAHAR 418141010 gulbaharsimge@gmail.com

Danışman: Doç.Dr. Özge CORDAN

Tezin Adı: An Investigation on Life Center Unit’s Design Criteria in Inclusive Education Environments: A Case Study on Serçev Accessible Vocational High School / Kaynaştırma Eğitimi Mekanlarında Yaşam Merkezi Biriminin Tasarım Kriterlerinin Belirlenmesi Üzerine Bir İnceleme: Serçev Engelsiz Meslek Lisesi Örneği

ÖZET

Ülkemizde engelli bireylerin yapısal ve fiziksel çevre ile olan ilişkileri, çoğunlukla yaşamlarında zorlaştırıcı unsurlar barındırmaktadır. Toplumsal bağın güçlendirilmesi açısından sosyal entegrasyonun sağlanması, bireylere erken yaşlardan itibaren aşılanmalıdır. Engelli bireylerin diğer bireyler ile iletişim ve etkileşim kanallarının açık hale getirilmesi ve empati ortamının yaratılması, onların gelecekte kendine güvenen ve potansiyellerinin farkında olan bireyler olmalarına imkan sağlamaktadır. Bu nedenle söz konusu bireylerin çevreleriyle olan etkileşimi onların sosyal hayata entegrasyonunu doğrudan etkilemektedir. Bu çerçevede; erişilebilir ve gerekli konfor koşulları sağlanmış mekânların tasarlanması engelli bireylerin topluma katılımları açısından önem taşımaktadır.

Erişilebilirlik, sadece mekansal ve çevresel ölçekte değil aynı zamanda, yaşamsal haklara ulaşılabilir olmayı hedefleyen bir anlayıştır. Bu bağlamda, engelli bireylerin eğitim hakkı da üzerinde durulması ve çözüm geliştirilmesi gereken önemli bir konudur. Engellilik tanımı farklı konseptler içinde tartışılarak ve engelli bireylerin özel eğitim ihtiyaçları karşılanarak eğitim almaları sağlanmalıdır.

Erişilebilir tasarım, herkes için tasarım, kapsayıcı tasarım, engelsiz tasarım, nesillerarası tasarım gibi zincirlenerek doğmuş söylem ve yaklaşımlar, benzerlik ve farklılıklar içermektedir. Bu yaklaşımlar arasında ‘evrensel tasarım’, özel eğitim mekanlarının ihtiyaç duyduğu kalitenin sağlanmasına yönelik eleştirilere olumlu yanıt vermektedir. Evrensellik tanımı, eşitlik anlayışını beraberinde getirmektedir. Dolayısıyla engelli bireylerin eğitim olanaklarına, diğer bireylerle birlikte eşit erişim sağlanması gerekliliği ön plana çıkmaktadır. Özel eğitim ortamlarının mekansal kalitesini artıracak tasarımların geliştirilmesi bu eşitliğin sağlanmasına yardımcı olmaktadır. Bu bağlamda yaygınlaştırılması düşünülen kaynaştırma eğitimi kurumlarının, eğitim müfredatlarındaki düzenlemelerle eş zamanlı olarak, mekansal kalitenin de arttırılması için çalışmalar yapılması gerekmektedir. Ayrıca, kaynaştırma eğitimi veren okullarda eğitim gören engelli öğrencilerin okulla ve çevreleriyle ilişkilerini destekleyen, sosyalleşme ve rehabilitasyon işlevi gören mekanların, eğitim yapıları içinde yer alması önem arz etmektedir.

Kaynaştırma eğitimi veren okullarda uygulanan tasarım kararları, barındırdığı kullanıcı profilinin ihtiyaçlarına cevap verebilmesi açısından önemlidir. Bu okullardan biri olan ve SERÇEV’in (Serebral Palsili Çocuklar Derneği) iştirakiyle hayata geçirilen Gökkuşağı İlköğretim Okulu’nda, zaman içerisinde, özel eğitim gereksinimi olan öğrencilerin ihtiyaçları, ‘yaşam evi’ biriminin oluşumunu desteklemiştir. Yaşam evi birimi, engelli öğrencilerin yaşam becerilerinin geliştirilmesi ve yaşıtları ile aralarındaki iletişim ve diyalog kanallarının kuvvetlendirilmesi açısından önemli bir misyona sahiptir. Serebral Palsi’li bireylerin bulundukları mekanla olan iletişimlerinin desteklenmesi, onların toplumla ve çevreleriyle olan ilişkilerini güçlendirmektedir. Bu amaçla Ankara'daki Gökkuşağı İlköğretim Okulu’nda yapılan görüşmeler ve yaşam merkezine ilişkin gözlemler bu mekanın; okulda tüm öğrencilerin birbiriyle kaynaşması esasına dayalı ve özel eğitim alan öğrencilerin günlük aktiviteleri gerçekleştirebilecekleri, dersler arasında mola verebilecekleri ve öğrencilerin refakatçilerinin de kullanımına açık bir mekân olarak tasarlamanın gerekliliğini ortaya koymuştur. Kaynaştırma eğitimi veren bir okulda bu birimin görevi, fiziksel ve/veya zihinsel engelli öğrenciler için bir öğrenme ve sosyalleşme mekanı olmakla birlikte diğer öğrenciler için bir empati kurma ve sosyal bilinç kazanma alanıdır. Kaynaştırma eğitiminde aile bireylerinin katkısı da önem taşımaktadır. Bu bağlamda yaşam merkezleri, ailelerin katılımını sağlayacak, özellikle engelli öğrencilerin sosyalleşmelerine yardımcı olacak bir çevrenin yaratılması adına önemlidir.

Bu çerçevede, SERÇEV’in iştirakiyle tasarlanan ve TOKİ tarafından inşası sürmekte olan ‘SERÇEV Engelsiz Meslek Lisesi Projesi’ne ulaşılmıştır. ‘SERÇEV Engelsiz Meslek Lisesi Projesi’, Ankara Çayyolu mevkiinde konumlandırılmış olan bir kaynaştırma lisesidir. Proje; Serebral Palsili öğrencilerin sosyal yaşama entegrasyonunu sağlamak amacıyla yaşıtları ile aynı mekânda eğitim ve öğretimlerine devam etmesi düşüncesi üzerine geliştirilmiş önemli bir sosyal sorumluluk girişimidir. Konu ile ilgili olarak SERÇEV (Serebral Palsili Çocuklar Derneği) yetkililerinden bilgi alınmış ve inşaat alanı ziyaret edilmiştir. Bu projenin Türkiye’de kaynaştırma eğitimi vermek anlamında bir ilk olma özelliğinden dolayı, İstanbul’da yer alan muadil okullar da incelenmiştir. Bu çalışmalarla eş zamanlı olarak yapıyla ilgili, planlama kararları ve mekan kullanımının başta engelli öğrenciler olmak üzere, diğer kullanıcılar ve refakatçiler için ne derece erişilebilir, güvenli, konforlu ve iletişim kurmaya elverişli olduğu analiz edilmiştir. Kaynaştırma eğitiminden yararlanan özel eğitim gereksinimli öğrencilerin, farklı sağlık durumları ve fiziksel kabiliyetleri göz önüne alındığında, eğitim yapılarının mekansal yeterliliklerinin yanı sıra, kaynaştırma eğitiminin destekleyici birimlerinin kullanım potansiyeli arttırmak için sahip olması gereken yeterlilikler de sorgulanmalıdır. Bu bağlamda, yaşam merkezlerinin etkili bir biçimde kullanılması için evrensel tasarım kriterlerine ve yaşamsal ihtiyaçlara cevap verecek şekilde tasarlanması önem arz etmektedir.

Bu çalışma kapsamında, evrensel tasarım ilkeleri ve kaynaştırma eğitimi üzerine yapılan araştırmalar doğrultusunda, mevcut bir örnek olarak ‘Gökkuşağı İlköğretim Okulu Yaşam Evi (Merkezi)’ ve halen yapım aşamasında olan ‘SERÇEV Engelsiz Meslek Lisesi Yaşam Merkezi Birimi’ üzerine literatüre dayalı ve alansal gözlem, görüşme, anket vb. yöntem ve teknikler aracılığıyla yapılan inceleme, araştırma ve analizler ışığında, bu birimin kullanım amacı ile ilgili çıkarımlar elde edilmiştir.

Bu bağlamda; ülkemizdeki yaşam standartları, sosyal ve kültürel ortamın sonucu olarak hayata geçirilen yaşam evi biriminin, evrensel tasarım ilkelerine uygun bir şekilde tasarlanması ve gelecek projelere altlık oluşturması için tasarım kriterlerini belirlemek bu çalışmanın temel amacını oluşturmaktadır.

Tez çalışması, altı bölümden oluşmaktadır: Birinci bölümde; problemin tanımı, amacı ve kapsamı açıklanarak, araştırma süresince başvurulan yöntemlere değinilmektedir.

İkinci bölümde; erişilebilirlik ve kullanılabilirlik kavramlarının yapılı çevrenin tasarlanmasındaki rolüne değinilmektedir. Bu kavramların dahil olduğu terimler açıklanarak, evrensel tasarım ile ilgili bilgi birikimi üzerinde durulmaktadır. Ayrıca; evrensel tasarım kavramının, günümüzde pratik anlamda ortaya koyduğu sonuçlar irdelenmekte ve engellilik kavramı farklı açılardan ele alınarak evrensel tasarımla ilişkisi değerlendirilmektedir.

Üçüncü bölümde; engellilerin eğitim hakları üzerinden, dünyada bir özel eğitim gereksinimi olarak ‘kaynaştırma eğitimi’nin oluşumu ve hedefleri açıklanmaktadır. Özel eğitim gereksinimli bireylerin eğitimleri için yasal anlamda yapılan çalışmalarla, özel eğitimde bireyler arasındaki ayrımcılığın olmaması adına oluşturulan ortak yaklaşımlara değinilmektedir. Özel eğitimin Türkiye’de dikkate alınmasıyla birlikte kaynaştırma eğitimi üzerine yapılan çalışmalar ve bu eğitimin verildiği yapıların sahip olması gereken nitelikler anlatılmaktadır. Destek birimlerinin, kaynaştırma eğitimi içindeki yeri ve önemine dikkat çekilerek, sahip olması gereken mekansal gereksinimler örnekler üzerinden açıklanmaktadır.

Dördüncü bölümde; yaşam merkezi biriminin kullanıcı profili Serebral Palsili bireyler dikkate alınarak değerlendirilmektedir. Gökkuşağı İlköğretim Okulu’ndaki yaşam merkezi biriminin mekansal analizi yapılarak, bu analizden elde edilen veriler ile okulda yapılan görüşmeler sonucunda gelecek uygulamalarda hangi amaçlar doğrultusunda tasarım kararları alınması gerektiği üzerinde durulmaktadır.

Beşinci bölümde; yapımı 2017 yılında devam etmekte olan SERÇEV Engelsiz Meslek Lisesi’ne ait yaşam merkezi birimi üzerinden, bu mekanın tasarlanırken göz önünde bulundurulması gereken tasarım kararları aktarılmaktadır. Bu kararlar bağlamında evrensel tasarım prensipleri doğrultusunda iç mimarlık disiplini çerçevesinde yaşam merkezi birimine ait mekansal düzenlemelere yönelik yaklaşımlar önerilmektedir.

Altıncı bölümde; sonuç ve öneriler yer almakta ve yaşam merkezi biriminin tasarımında, evrensel tasarım ilkeleri ve kaynaştırma eğitiminin gerekliliklerinin bağdaştırılması üzerinde durulmaktadır. Yapılan anket çalışması sonuçlarına göre, yaşam merkezi biriminin, verimli bir uygulama olduğunun ortaya konulması ile bu birimin ilgili yönetmeliklere girmesi için gerekli teşebbüslerin başlatılması ve mekansal gereksinimlerinin tüm kullanıcıları kapsayacak şekilde tariflenmesinin gerekliliğine vurgu yapılmaktadır. Engelli bireylerin diğer bireylerle eşit eğitim hakkına sahip olarak ve ayrımcılığa uğramadan eğitim ortamlarında gereksinimlerini karşılamaları için gelecekte inşa edilecek yaşam evlerinin tasarım kriterlerinin belirlenmesi amacını taşıyan bu çalışmanın, ileride bu konu ile ilgili yapılacak çalışmalara katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

ABSTRACT

In Turkey, disabled people’s interaction with their physical environment poses many difficulties for their daily lives. For those with special needs, social integration to society should be encouraged from early ages. Increasing the level of communication and creating an inclusive environment would boost disabled people’s self-confidence and help them realize their true potential. In this context, the existence of an accessible environment is highly important for the disabled in terms of increasing their interaction with the society.

Accessibility in design is an approach not only embodying spatial and environmental solutions, but also promising a fair society. In this sense, access to educational facilities brings about a problem for children with special educational needs. Disability should be discussed in different context to help promote accessibility in educational environments accommodating broad and distinctive participants. Universal design, which is cultivated by existence of many other terms bringing affluence in literature for both accessibility and usability such as design for all, inclusive design, barrier free design, transgenerational design, stands on a unique position in discussion concerning the design requirements of educational environment to promote equality. In this sense, inclusive education environment should be provided through universal design principles to provide spatial equality for individuals as much as possible. Students with special educational needs can have strong relationship with their environment thanks to the increase in the efficiency and adequacy in their educational environments with a social-rehabilitation purpose.

In addition, support spaces have a significant position in inclusive education environment in terms of rehabilitating and teaching fundamental life skills to students with special educational needs. Life center unit is an enterprise in Ankara Gökkuşağı Primary Schools, having a similar purpose. For this reason, some interviews and investigations were made in Ankara Gökkuşağı Primary School, which demonstrated once again the necessity of support spaces in inclusive schools open for all –including students with special educational needs- to teach them fundamental skills. Life center unit is a place where students can gain empathy and social sensibility beyond regular education and socialize. Related to this topic, the idea of accommodating diverse physical abilities in same educational environment leads to raise the accessibility and usability concerns in inclusive education environment. Social integration, one of the purpose of inclusive education environment, is only possible with support spaces to rehabilitate the abilities of students with SEN. This foresees the need of design criteria for life center unit to define spatial requirements comprehensively. According to reviews on universal design and inclusive education, assessments are made to identify life center unit in terms of user type, type of use, period of use and spatial requirements. In this research, universal design is utilized to solve spatial problems in life center units, both technically and theoretically, to put forward a design approach for future. A design guideline is prepared for further implementation of life center unit in addition to the development of a design project for life center unit of SERÇEV Accessible Vocational High School.

In this context, this thesis study, which focuses on “life center unit’s design criteria in inclusive education environment”, is comprised of six chapters: In the first chapter, definition of the problem, scope of the thesis and methodologies used in the thesis are introduced.

In the second chapter, the idea of accessibility and usability are examined with references to the literature. Terms related to the idea of accessibility and usability, are introduced in order to provide further knowledge before in depth analysis of what universal design embodies. Following the definition of the terms, universal design is discussed in terms of its conceptual framework. Disability is analyzed in the context of universal design.

In the third chapter, inclusive education is introduced within the concept of special educational needs with focus on both its evolution and purposes. Inclusive education environment is also explained in terms of environmental requirements.

In the fourth chapter, existing life center unit in Gökkuşağı Primary School is analyzed in terms of accessibility and usability. Further expectations from life center units are introduced with the help of the interviews conducted to identify the design approaches on life center unit.

In the fifth chapter, primitive design decisions on life center units are put forward with conceptual understanding of the project of life center unit in SERÇEV Accessible High School.

In the sixth chapter, concurrence between universal design and inclusive education will be discussed in order to take design decisions for inclusive education environments. Conclusion and recommendation are given for further implementations of life center units in order to raise awareness on equality and non-discrimination within an inclusive education environment.

Yazar: Sedef SAV 418141008 sav.sedef@gmail.com

Danışman: Doç.Dr. Özge CORDAN

Tezin Adı: Bir Yeniden Kullanım Önerisi Olarak Lefkoşa Kent Müzesi / An Adaptive Reuse Proposal for Nicosia City Museum

ÖZET

Günümüzde, simgesel, kültürel, işlevsel, mekansal vb. nitelikleriyle korumaya değer tarihi yapıların yeniden kullanım yoluyla sürdürebilirliğinin sağlanması, sosyokültürel, sosyo-ekonomik ve sosyo-politik açıdan önem arz ettiği gibi toplumsal bellek, kentsel, mimari ve kültürel miras açısından da dikkate değer ve önemlidir. Koruma ile söz konusu tarihi yapı işlevsel bir içerik kazandırılarak topluma yararlı hale getirilir ve çevrenin ondan yararlanması sağlanır. Tarihsel süreçte korumanın kuramsal ve teknik altyapısı ilk olarak İtalya, Fransa ve İngiltere’de oluşturulmaya başlanmış ve bu gelişmeler sonucunda 19. yüzyıl itibariyle bilimsel yöntemlere dayanan koruma ve onarım çalışmaları yapılmıştır.

Koruma kavramı modern toplumdaki zaman ve tarih bilinci anlayışıyla ilişkilidir. Modern toplumdaki tarih bilinci, geçmiş, bugün ve gelecek arasında yer alan ve aktarılan kültür birikiminin sürekliliğinin farkındalığı anlamına gelmektedir. Bu bağlamda koruma kavramı günümüzde sürdürülebilirlik kavramı ile de ilişkilendirilmektedir.

Tarihi yapıların yeniden kullanımı; kimliğe referans veren kültürel birikimin sürdürülebilirliğinin sağlaması sebebiyle tercih edilmektedir. Bu nedenle, yeniden kullanım kavramı mimarlık, iç mimarlık, kentsel planlama ve koruma disiplinleri açısından önem taşımaktadır. Yeniden kullanım, günümüzdeki önemi sebebiyle güncel gibi görünse de aslında yeni bir koruma yöntemi değildir. Mevcut yapıların yeni işlevlerle dönüştürüldüğü uygulamalara orta çağda bile rastlanmaktadır. Antik Yunan tapınaklarının kiliselere dönüştürüldüğü örneklerle birlikte, fethedilen bölgelerdeki dini yapıların, fetheden toplumun dinine uygun olan kutsal mekanlara dönüştürüldüğü yapılar da mevcuttur. Günümüzdeki durumun aksine bu örneklerde tarihi ve kültürel mirasın korunması kaygısı yoktur, dönüşüm daha çok işlevsel, ekonomik veya politik kaygılar sebebiyle gerçekleştirilmiştir.

Tarihsel süreçte yeniden kullanım örneklerine bakıldığında, her bir müdahalenin, bir önceki kullanıma bağlı olarak üretilmiş olan katman üzerine yeni bir katman olarak eklendiği görülmektedir. Bu katmanlaşma ve her bir katmanın ortaya çıkarılıp okunması Latince “tekrar çizilmiş, kazınmış olan” anlamlarına gelen “Palimpsest” kavramı ile açıklanmaktadır. Yeniden kullanımla işlevlendirilen yapı geleceğe taşınırken, yapının alt katmanlarda biriktirdiği tüm izler, tortular ve anılar da yaşamaya devam etmektedir. Bilimsel yöntemlerle ve yönetmeliklerle çerçevelenen koruma disiplininde yeniden kullanım, tüm bu katmanları ortaya çıkarmaktan, korumaktan ve yeni işlev ile uyum içerisinde gelecek zamanda hayat bulmalarını sağlamaktan sorumludur.

Korumaya değer tarihi yapı, yeniden kullanım için müdahale edilmeye ihtiyaç duymaktadır. Bu süreçte binanın sahip olduğu kriterlere uygun olarak yeniden yorumlanması, tarihsel önemini sürdürmesi ve mevcut mimari niteliklerinin kullanılması gerekmektedir. Dönüşüm adı altında yapılan her müdahale, yapıyı hem malzeme hem nitelik açısından değiştirmektedir. Dönüşümler, mimari eseri kurtararak geçmişteki önemine atıfta bulunurken, binanın özüne uyum veya zıtlık yoluyla müdahalede bulunurlar. Yeni kullanım önerisi tanımlandığında ve bina dönüşüm sürecine girdiğinde öncelikle orijinal yapının restorasyonu gerçekleşir. Bu amaçla yapı korunur, onarılır, güçlendirilir, planlı bakıma alınır. İhtiyaca göre dönüşüm, mevcut yapının uzantısı veya karşıtı olan ek yapı ilavesiyle gerçekleştirilir. Üretilen her bir dönüşüm uygulandığı yapıya özgüdür, onun mevcut özelliklerine göre kurgulanır. Günümüzde yeniden kullanım tanımlamaları içinde en sık görülen dönüşüm örnekleri; yapıların müze, kültür merkezi, kütüphane gibi kültürel fonksiyonlara sahip yapılara dönüştürülmesidir.

Toplumsal tarihin izlerini taşıyan müze, bellek mekanı olarak hatırlama ve unutma eylemleri ile ilişkilidir. Barındırdığı kültürel birikimin simgeleriyle izleyicisine ait olduğu toplumu hatırlatır, kimliğini anlatır. Bu bağlamda modern toplumun oluşumuna ve gelişimine paralel olarak tarihsel süreçte değişime uğrayan müze, 20. yüzyıl başlarından itibaren belleğin korunduğu mekanlar olarak kent müzelerini üretmeye başlamıştır. Kent müzelerinin öncelikli amacı kenti ve kentli kimliğini korumak, kentlilik bilincini geliştirmektir. Bu sebeple kent müzesi kentin belleğinden taşıdığı nesnelerle, oluşturduğu arşivle kentin hikayesini kentliye ve dışarıdan gelen ziyaretçiye anlatır. Sürekli büyüyen ve gelişen kentte kent müzeleriyle, eski dokunun yok olmasını engellemek, alınan göçler sebebiyle değişime uğrayan kimliği sürekli kılmak esastır. Bellek, tarih ve kimlik bağlamında tarihi yapıların kent müzesi olarak işlevlendirilmesi sıklıkla rastlanan bir uygulamadır.

Bu tez çalışmasında inşa edildiği tarihten bu yana geçen süreçte ilk işlevini yitiren, zaman içerisinde müze olarak işlevlendirilen ve dönüştürülerek yeniden kullanılan tarihi yapılar, müdahale yaklaşımlarını ortaya çıkarmak adına incelenmiştir. Seçilen örnekler mekansal kurguları, tarihsel süreçte geçirdiği değişim ve dönüşümleri, aldığı mekansal ekleri ve yeniden kullanıma dair müdahale yaklaşımları ele alınarak analiz edilmiştir. Bu kapsamda incelenen örnekler; “Anne Frank Evi” (Anne Frank House), “Neues Müzesi” (Neues Museum), “Malmö Modern Müzesi” (Modern Museum Malmö), “Kolumba Müzesi” (Kolumba Museum), “Antrepo 8B (Warehouse 8B)”, “Özel Koleksiyonlar Kütüphanesi” (Library of Special Collections), “9/11 Anı Müzesi” (9/11 Memorial Museum), “Danimarka Denizcilik Müzesi” (Danish Maritime Museum), “Danimarka Yahudi Müzesi” (Danish Jewish Museum), “Matadero” ve “Çağdaş Yahudi Müzesi” dir (Contemporary Jewish Museum). Örnek analiz çalışmaları sonucunda; “binayı mevcut haliyle koruyarak müdahalede bulunmak”, “bina içinde ikinci bir katman yaratmak”, “mevcut binaya işleve uygun ek yapmak”, “mevcut binadan kalan izleri içine alan yeni bir bina tasarlamak”, “mevcut binaya ait yapı elemanını/bileşenini kullanarak yeni bir bina tasarlamak”, “birden çok müdahale yaklaşımını bir arada kullanmak” başlıkları altında altı farklı müdahale yaklaşımı belirlenmiştir.

Bu çalışmalar ışığında teze konu olan “Lefkoşa Kent Müzesi” yeniden kullanım önerisi geliştirilmiştir. Eski müze binasının, bitişiğindeki tarihi binanın ve Terra Santa İtalyan Katolik Okulu kalıntılarının birlikte değerlendirildiği ve “bina içinde ikinci bir katman yaratmak” müdahale yaklaşımı ile ela alınan yapı kompleksinin Lefkoşa Kent Müzesi olarak işlevlendirilerek dönüştürülmesine ilişkin tasarım süreci adımları analiz, kavram geliştirme ve tasarım olarak belirlenmiştir.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin başkenti Lefkoşa’nın sur içi Arabahmet Mahallesi Şt. Salahi Şevket Sokak üzerinde yer alan ve Kıbrıs’ın ilk müzesi olma özelliğini taşıyan tarihi yapı, tıpkı kentin genelinde olduğu gibi farklı dönemlerden izlere, üsluplara ve katmanlara sahiptir. Lefkoşa'nın Osmanlı yönetimi altında olduğu dönemde konut olarak kullanılan yapı, İngiltere egemenliği döneminde Kıbrıs adasından çıkartılan antik ve orta çağa ait arkeolojik eserlerin toplanıp sergilendiği ve korunduğu ilk “Kıbrıs Müzesi” olarak işlevlendirilmiştir. Toplumlar arasında yaşanan çatışmalar nedeniyle 1974 yılında kurulan yeşil hattın Türk Ordusu yönetimindeki bölümünde kalan bina, çatışmalar sırasında aldığı hasarlar ve binanın kullanım dışı olması yüzünden ciddi yapısal hasara uğramış ve kullanılamaz duruma gelmiştir.

Tarihi yapı için yeni müze programı oluşturulurken, Lefkoşa’nın tarihi de belirleyici olmuştur. Sürece bakıldığında toplumsal travmaya neden olmuş olan toplumsal ve kentsel bölünme, kent ve ada tarihinin en keskin dönemecidir ve Yeşil Hat’ın varlığıyla birlikte hala yaşananların izini, hikayesini anlatır durumdadır. Bununla birlikte aile albümleri, mektuplar, günlük yaşamı anlatan fotoğraflar, nesneler, arşiv dosyaları toplumsal belleği oluştururlar. Kenti bütünlemek ancak ortak bir bellek yaratmakla mümkündür. Bu kapsamda, bir kent belleği müzesi olması hedeflenen Lefkoşa Kent Müzesi’nin; kenti var eden etnik, dinsel ve kültürel farklılıklar arasında iletişimi sağlayan ve tarafsız kalarak kentlinin deneyimleri, hikayeleri ve anıları arasında bağ kurmasına, kentin onda onun kentte var olmasına imkan sağlayan bir müze olması önerilmektedir. Binanın, bugüne değin muhafaza ettiği tüm izlerinin korunması ve kent tarihinden buluntuların sergilenmesi ile müzenin kentliye geçmiş dönemlerdeki günlük yaşamı ve farklı kültürel katmanları anlatması ve hatırlatması amaçlanmaktadır. Çağdaş müzecilik anlayışının gereği olarak müze, arşiv niteliğindeki kalıcı ve geçici sergi salonlarıyla birlikte müze mağazası, kafe, hizmet alanları ve kentlilerin günlük yaşamının bir parçası olması hedeflenen çok amaçlı kullanıma uygun bir iç bahçe içermektedir. Ayrıca müzenin dile getirilemeyen şeylerin sanatla dışavurumunu mümkün kılındığı, geçmişle olan ilişkileri tartışma imkanı sunan, anlatılan hikayelerin toplumsal belleğe ve toplumsal travmaya dair söz alabildiği bir mekan olması amaçlanmaktadır.

ABSTRACT

Nowadays, it is important to ensure sustainability through adaptive re-use of historic buildings that worth preserving with its characteristics like symbolic, cultural, functional, spatial etc. in socio-cultural, socio-economic and socio-political aspects and also crucial in terms of social memory, urban, architectural and cultural heritage. With conservation of a historical building, the structure is made useful to society by providing functional content and the people of the region can benefit from it. In the historical process, conservation firstly started to form the theoretical and technical infrastructure in Italy, France and England. As a result of these developments, conservation and restoration examples based on scientific methods were applied by the 19th century. Furthermore, the notion of conservation is related to the understanding of time and history in modern society. History consciousness in modern society means the awareness of the continuity of the accumulation of culture, which is situated and transmitted between the past, present and future. In this context, the notion of conservation is now used within the notion of sustainability.

Adaptive reuse is preferred because it ensures the sustainability of the cultural accumulation referring to the identity and uses the produced one as a raw material. For this reason, the notion of adaptive reuse is important in terms of architecture, interior architecture, urban planning and conservation disciplines. Although adaptive reuse seems to be up to date due to today's prosperity, it is not actually a new method of conservation. Applications that transform existing structures into new functions are even found in the middle ages. Along with examples of the conversion of ancient Greek temples to churches, there are also constructions in which the religious structures in the conquered regions are transformed into sacred spaces appropriate to the religion of the conquest. By contrast with the current situation, there is no concern for the preservation of historical and cultural heritage in these examples, the transformation has been carried out mainly because of functional, economic or political concerns.

According to the historical examples of reuse, it can be observed that each adaptive reuse intervention is added as a new layer onto the layer that was produced in accordance with the previous usage. This stratification and the discovering and reading of each layer are explained by the concept of palimpsest which means "rubbed, scratched again" in Latin. While the structure is being carried into the future by functionalized with adaptive reuse approaches, all traces, sediments and memorials that the building has accumulated in the lower layers continue to live. Adaptive reuse in the conservation discipline framed by scientific methods and regulations is responsible for discovering all these layers, protecting them and invigorating them in harmony with the new function.

A historic building worth protection needs to be intervened for adaptive reuse. In this process, it is necessary to reinterpret the building according to the criteria it has, to maintain its historical significance and to use the existing architectural qualities. Every intervention made under the name of conversion changes the structure both in terms of material and quality. Conversions, while referring to its importance in the past by rescuing architectural monument, intervene by the way of harmony or contrast with the essence of the building. When the new usage proposal is defined and the building conversion process is entered, firstly the restoration of the original structure takes place. The building is protected, repaired, strengthened and maintained periodically. Optionally, the conversion can be performed by the extension of the existing structure or the additional structure. Each conversion produced is specific to the structure which it is applied, build according to its existing specifications. Nowadays, the most common adaptive reuse examples are the ones that transformed into structures with cultural functions such as museums, cultural centers, libraries.

The museum, which carries the traces of social history, is associated with the acts of remembering and forgetting. Museum with the traces of social history reminds visitor the society his/her belongs to with the symbols of the cultural accumulation. In this context, the museum has changed in a historical process parallel to the formation and development of modern society, and since the beginning of the 20th century, it has begun to produce urban museums as places where memory is preserved. Maintaining the urban identity and improving the urban consciousness are the primary aim of the city museums. For this reason, the city museum tells the story of the city to its citizen or visitor with the objects it carries from the memory of the city, the archives it creates. In constantly growing and developing the city, it is essential to prevent the disappearance of the old fabric, to keep the identity changed due to the migrations received by city museums. In the context of memory, history, and identity, historical structures are frequently used as city museums.

In this thesis, historical buildings which lost its first function and functionalized as a museum were examined on behalf of to uncover the intervention approaches. Selected examples have been analyzed by considering the spatial arrangements, the changes and transformations in the historical process, the spatial additions and the intervention methods of reuse. In this context, Anne Frank House, Neues Museum, Modern Museum Malmö, Kolumba Museum, Warehouse 8B, Library of Special Collections, 9/11 Memorial Museum, Danish Maritime Museum, Danish Jewish Museum, Matadero and Contemporary Jewish Museum are analyzed and examined. As a result of sample analysis six different intervention approaches have been identified: to intervene by protecting the building, to create a second layer in the building, to make the appropriate addition to the existing building, to design a new building with the remaining tracks from the existing building, to design a new building using the existing buildings element/component, to use multiple intervention approaches together.

According to these studies, the Nicosia City Museum adaptive reuse proposal, which is the subject of the thesis, has been developed. The historical building which is located on Şh. Salahi Şevket Street, Arabahmet neighborhood, Nicosia, Cyprus has traces, styles and layers from different periods as it is in the whole city. The building, which was used as a residence during the period when Nicosia was under Ottoman rule, was the first "Cyprus Museum" to collect, exhibit and protect the antique and medieval archaeological artifacts from the island of Cyprus during the British sovereignty. The building, which was part of the Turkish army administration in the green line established in 1974 due to conflicts among the communities, has suffered serious structural damage due to damage during the conflicts and disuse of the building.

While a new museum program was created for the historic building, the history of Nicosia was also decisive. The social and urban division that has caused social trauma in the process is the sharpest switch back in the history of the city and the island, and it still remains as a memory of what happened in the past with the presence of the Green Line. Along with this, family albums, letters, photographs describing daily life, objects, archive files form social memory. It is possible to integrate the city only by creating a common memory. In this context, the city museum of Nicosia which is aimed to be a museum of the memory of city is determined to provide communication between the ethnic, religious and cultural differences, to remain neutral and to link the city's experiences, stories, and memories. It is also intended that the museum becomes a space where artistic expression of things that can not be expressed can be made possible, the relationship with the past can be discussed, the told stories can take on the promise of social memory and social trauma.

Yazar: Fatih Mehmet ALHAN 418141006 mehmet.alhan@gmail.com

Danışman: Öğr.Gör.Dr. Bahadır NUMAN

Tezin Adı: Taktik, Strateji Ve Temsil Bağlamında Kentsel İç Mekanin Üretiminde İşgal Ve Çelişki Durumları: 2016 Imiad Nicosia Çaliştayi Değerlendirmesi / In The Production of Urban Interior within the Context of Tactic, Strategy and Representation: Evaluation of Imiad Nicosia, 2016 Workshop

ÖZET

Ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasal pratiklere bağlı olarak sokakları dolduran gündelik alışkanlık, aktivite ve tutumların ortaya çıkardığı mekansal ürünler, biçimler ve eylemler; kentsel mekanda çelişkili görünümler yaratarak kentsel iç mekan pratikleri ortaya çıkarabilmektedir. Mekanın üretiminde ve tasarlanmasında farklı ölçeklerde inşa, işgal/iskan biçimlerinin yarattığı üretimin mekan algısı; birey-toplum-mekan ilişkisinde farklı ölçeklerde ve düzlemlerde anlamsal kaymalar ve zihinsel görünümler yaratarak çelişkiye dönüşebilmektedir. Mekansal çelişkileri kentsel ölçekten, kentsel iç mekan ölçeğine geçişte eleştirel bir okuma ile deşifre etmek mümkündür. Mekanın çelişkisinde toplumsal kullanım ve kullanım değerine bağlı tasarlanma pratikleri ile meydana gelen mekansal üretimler/ürünler, kamusal alandançelişkili mekana geçitekeskin yada geçişken birgörünüm sergiler.

Kentsel hacimlerin oluşum süreçleri özel-kamusal ayrımı ile başlayarak iç-dış sınırlılıklarını tanımlar. Fiziksel oluşumlar ve algısal durumlar, mekansal işgaller ile kentsel boşluğa taşma biçimleri, hem iç hem de dış mekanlardaki sınırları muğlaklaştırır ve kentsel mekanı, gündelik yaşamın parçası haline getirir. Kentsel iç mekanlar; gündelik yaşamın mekansal pratikleri ve kentsel pratikler çerçevesinde, “mekan-insan” ve “mekan-mekan” etkileşimi ile oluşan üretimlerdir. Her bir üretim biçimi, kendine özgü mekanların oluşumuna imkan sağlar.

“Yaşantı ve yaşanmışlık”, kentsel iç mekanın kimliğini oluşturur ve temsil eder. Buradaki yaşantı; mekansal ve algısal işgaller ile ilişkilendirilebilir. Bu bağlamda, mekanın temsiliyeti - ve kimliği – ise, bu işgaller ile ilişkili olan ekonomik, sosyal, kültürel ve politik yapılara göre farklılık gösterir. Bunun yanısıra, kentsel iç mekanların tarihte ve günümüzde toplumsal üretim için artı ürün haline geldiği de görülmektedir. Kentsel mekan, mekan üreticileri ve sermaye kaynakları tarafından da fiziksel, zihinsel, stratejik anlamda işgal edilir.

Kentin sosyal, kültürel, siyasal, ekonomik değişkenlerebağıntılıçelişkili üretimleri, kentsel mekanın gündelik mekanpratiklerini deüretmektedir.Kullanıcıların alışkanlık, tutum ve uygulamalarının ortaya çıkardığı çelişkili mekansal durumlar, küçük ölçekli iç mekan görünümleri yaratırken, kapitalist üretimin mekansal pratikleri çerçevesindeçelişkili kentsel iç mekan üretimlerinden/ürünlerindensöz etmek mümkündür.Üretim biçimi olarak kentsel iç mekan; mekanın toplumsal kullanım durumu, kullanım değeri ve değişim değerine göre taktiksel ve stratejik işgaller ile çelişkili mekansal görünümlere evrilebilmektedir. Meydana gelen örüntülerin mekansal çelişkisi ise zihinsel anlamdatemsili kırılmalar yaratabilmektedir. Kentsel mekanda gerçekleşen taktiksel ve stratejik işgallerin ortaya çıkardığı iç mekan algısı ise algılanan-tasarlanan-yaşanan düzlemde çatışmaya dönüşebilmektedir.

Bireyselden toplumsala, kamusal olandan özele geçişteki çelişkiler ve çatışmalar; işgal etme/ iskan etme eylemleri üzerinden diyalektik olaraksorgulamak, kentsel mekan üzerindeki içsel pratikleri ve kentsel iç mekan biçimlerini görünür kılmayı mümkün hale getirir. Kentsel iç mekan tanımı, tasarımda yeni yaklaşımlar yaratırken ve kentsel mekanı disiplinlerarası meslek pratiği düzlemine taşımaktadır. Bu bağlamda yapılacak eleştirel okumalar ve yaklaşımlar, siyasal sürdürülebilirlik ve demokratik kent kültürü bakımından elzemdir.

Tez kapsamında, kentsel iç mekan üretimi; kentsel dokuda ortaya çıkan farklı ölçeklerde ve düzeylerde inşa, işgal/iskan biçimleriüzerinden diyalektik olarak sorgulanmıştır. Mekanın çelişkisi ve üretimi, De Certeau’nun ortaya koyduğu gündelik alışkanlık, tutum ve uygulamalarında taktik ve strateji eylemleri üzerinden görünür kılınarak, Lefebvre’in algılanan, yaşanan, tasarlanan trialektiği üzerinden anlamsal kırılmaları ve çatışmalı zemini irdelenmiştir.

Tezin alan çalışması, sekreteryası olarak görev aldığım ‘2016 IMIAD Nicosia, Inhabiting Nicosia: Interior Strategies for Public Realm Çalıştayı’na taşınmıştır. Yürütücü olarak katıldığım ‘Urban Corridors as Interiors: Inhabiting Public Space’ çalışma grubunda deneysel olarak ele alınarak kentsel koridorda tasarımcının, tasarlama pratikleri ve tekniklerini sorgulayarak kamusal mekana katkısının neler olabileceği tartışılmıştır. Çalışmada, Lefkoşa tarihi sur içi bölgesindeinşa, işgal/iskan biçimlerianaliz edilmiştir. Bu bağlamda kentsel çevrede gerçekleşen taktiksel ve stratejik işgal biçimleri ve kentsel iç mekanlar tespit edilmiştir. Arabahmed mahallesinde ortaya konulan yeni bir sınır kapısı senaryosuna göre ise seçilen bölge bir kentsel oda olarak tanımlanarakkentsel koridor üzerinde iç mekan stratejileri ortaya konulmuştur.

ABSTRACT

Spatial products, forms and actions that revealed by daily habits, activities and attitudes filling the streets depending upon the economic, social, cultural and political practices may make out interior practices via creating contradictive perspectives at the urban interior. The space perception of production that the forms of construction, occupation/inhabiting on different scales at the production and designing of space brought into open may transform to contradiction by creating semantic shifts and cognitive perspectives on the different scales and levels at person-society-space relation. It is possible to decipher the spatial contradictions via a critical reading at the transition from urban scale to interior architectural scale. The social use in the contradiction of space and spatial productions/products revealed by the designing practices depending on the using value display a sharp or degraded perspective on the transition from public to private.

Formation processes of urban contents describe interior-exterior limitations starting with the separation of public-private. The outbursts of physical formations and perceptual situations via spatial occupations ambiguate the boundaries between both interiors and exteriors and turn the urban space into parts of daily living. Urban interiors are productions comprised of the interaction of “space-human” pursuant to urban practices, daily living and spatial practices. Each production form provides an opportunity to form unique spaces.

“Life and life experience” represent and form the identity of urban interior. The life here can be associated with the spatial and perceptional occupations. In this context, the representation of the space as to, –and its identity- varies according to economic, social, cultural and political structures related with these occupations. Besides, it is seen today and in the history that the urban interiors become a plus product for social production. Urban space is also occupied by Space Makers and capital sources in physical, cognitive and strategic meaning.

The contradictive productions of the city relevant to social, cultural, political and economic variables produce the daily space practices of urban space. While the contradictive spatial situations which users’ habits, attitudes and applications reveal are creating small scaled interior perspectives, it’s possible to mention contradictive urban interior productions/products within the scope of spatial practices of capitalist production in large scaled wider perspective. The urban interior as a production form may evolve to contradictive spatial perspective conflictive with tactical and strategic patterns according to social use status of space, usage value and conversion value. Spatial contradiction of resultant patterns may create figurative fractions in mental sense. The perception of interior revealed by tactical and strategic occupations appeared in urban space may uncover conflicting situations on perceived-designed-lived platform.

To query all contradiction forms and conflicting grounds at the transition from individual to social, from public to private dialectically through occupation/inhabiting actions enable the interior practices on the urban space and interior forms visible. Definition of Urban Interior creates new approaches in design and brings the urban space to interdisciplinary professional practice ground. In this context the readings and approaches to do are essential in respect to political sustainability and democratic urban culture.

In the content of thesis, construction, occupation/inhabiting situations appeared in urban texture at different scales on the production of urban interior are questioned dialectically. The contradiction and production of space being made visible through the tactics and strategic actions at the daily habits, attitudes and applications De Certeau presented, Lefebvre’s semantic fractions through perceived, lived and designed trialectic and conflicting ground is examined.

The subject of thesis is brought to ‘2016 IMIAD Nicosia, Inhabiting Nicosia: Interior Strategies for Public Realm’ workshop. Interior architect’s designing practices and techniques in urban passage came up experimentally being examined in ‘Urban Corridors as Interiors: Inhabiting Public Space’ the study group I took place as coordinator, it is discussed that what contribution he/she can introduce to public space. In the study interior strategies on the urban passage are developed according to a new border gate scenario made up in Arabahmed Quarter by questioning construction, occupation/inhabiting forms in Nicosia historical walled city area and realizing analyses.

Yazar: Ecem AKAR 418131004 ecemakar@gmail.com

Danışman: Doç.Dr. Deniz A. YAZICIOĞLU KANOĞLU

Tezin Adı: Geçici Konut Üretiminde Konteyner Kullanımına Yönelik Bir Veri Tabanı Modeli / A Database Model for Container Use in Producing Temporary Housing

ÖZET

İnsanlık, evrenin bir makine gibi işlediğini savunan makinist görüşe kadar, doğa ile iç içe var olmuştur. Ancak; sanayileşme, kentleşme ve teknolojik gelişmelerle insanoğlu, doğal kaynakların bilinçsizce tüketilmesi ve bunun getirisi olarak pek çok küresel sorunun temel kaynağı olan, doğayı istediği gibi değiştirebileceği fikrine sahip olmuştur. Doğa ile uyumlu yaşamak yerine doğayı kendisine uydurmaya çalışan tek canlı olan insanoğlunun bu yaklaşımı; doğal kaynaklardaki kirlilik, küresel iklim değişiklikleri, hayvan ve bitki türlerinin nesillerinin tükenmesi gibi pek çok soruna yol açmaktadır. Ekolojiye verilen zararların azımsanmayacak büyüklükte bir dilimi ise inşaat sektörü kaynaklıdır.

Ekoloji tahribatı, yeni anlayışların ve akımların doğmasını gerekli hale getirmiş ve doğa ile birlikte yaşama düşüncesiyle sürdürülebilirlik kavramı ortaya çıkmıştır. Sürdürülebilir tasarım olarak geliştirilen bu kavram, günümüzde inşaat sektörünün doğal çevre üzerindeki etkilerini en aza indirmek amacıyla, sürdürülebilir yapı üretimi ve yeşil binalar konusunda hızla gelişmektedir.

Tez çalışma alanı olarak, doğaya verdiği zararlar azımsanmayacak boyutlarda olan inşaat sektöründe, kullanım amaçlarına göre tariflenmiş yapı tipleri sınıflandırma sistematiği içerisinde “konutlar” başlığı ele alınmıştır. Bunun sebebi, konutların yapı stoku içindeki oranının diğer yapı türlerine göre çok daha fazla olması ve bunun bir getirisi olarak bu yapı tipi için harcanan enerjinin, toplam enerji sarfiyatına oranının oldukça yüksek olduğunun belirlenmesidir.

Tez çalışma kapsamında yapılan literatür ve uygulama kaynakları araştırmasında; sürdürülebilir konut üretimi konusunda yeniden işlevlendirme, iklim ve topografyaya uygun yapı elemanlarının kullanımı, sürdürülebilir malzeme kullanımı, enerji ve su tüketimi yönetimi gibi farklı konut üretim teknikleri ve uygulama yaklaşımlarının olduğu saptanmıştır. Bu yaklaşımların tümünün detaylı bir şekilde ele alınarak değerlendirilmesi ve bilimsel olarak anlamlı sonuçlara ulaşılması, tez çalışmanın belirli bir zaman dilimi içerisinde tamamlanma zorunluluğundan dolayı mümkün değildir. Bu nedenle tez çalışmasının kapsamının tariflenmesi gerekmektedir.

Bu bağlamda tez çalışmasının kapsamı, gerekçeleri de detaylı bir şekilde açıklanarak, sürdürülebilir konut üretimi yaklaşımlarından biri olan yeniden işlevlendirme ana başlığı altında, “konteynerlerin sürdürülebilir konut üretiminde kullanımı” olarak belirlenmiştir.

Belirlenen bu kapsam doğrultusunda, tez çalışmasının metodolojisi olarak; İlk aşamada sürdürülebilir konut üretiminde konteyner kullanımı konusunda daha önce yapılmış olan tezler ve makaleler ulusal ve uluslararası düzeyde incelenerek elde edilen sonuçlar sistematik bir biçimde değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmelerin sonucunda tez çalışmasında ele alınacak olan problem “konteynerlerin sürdürülebilirlik bağlamında özellikle geçici konut üretiminde kullanımında tasarımcıya yardımcı olacak bir veri tabanı modelinin tariflenmesi” olarak belirlenmiştir.

Tanımlanmış olan bu problemin çözümüne yönelik olarak ise ilk aşamada veri tabanı modelinin ana omurgasını oluşturacak olan bir tasarım matrisi ve bu matrise ait kriterler tariflenmiştir. Daha sonra veri tabanı modelinde yer alacak konteyner tipleri belirlenmiştir. Bu yapılırken konteyner özellikleri, ölçüleri, yapısal ve tasarımsal özellikleri göz önünde bulundurulmuştur. Bir sonraki aşamada, konuta ait kullanıcı sayıları ve minimum iç mekan gereksinimleriyle ilgili kriterler belirlenmiştir. Ardından, veri tabanında kullanılacak tasarım matrisinin sınıflandırma sistematiği oluşturulmuştur. Bu sınıflandırma sistematiği içerisinde; hane haklı tiplerini, konteyner tiplerini, konteynerlerin mimari ölçekte birleşim alternatiflerini ve bu alternatiflere uygun iç mekan projesi alternatiflerini temsil eden kodlar bulunmaktadır. Daha sonraki aşamada tüm bu çalışmaların çıktısı olan kavramsal model, Microsoft Access İlişkisel Veritabanı Geliştirme Platformu kullanılarak nesnel boyutta bir ilişkisel veritabanı modeline dönüştürülmüştür. Tez çalışmasının en son aşamasında ise söz konusu bu veri tabanı modelinin işlerliğinin ispatına yönelik örnek bir çalışma yapılmış ve bu çalışma üzerinden veri tabanı modelinin sağlayacağı faydalar tartışılmıştır.

ABSTRACT

Humankind has existed with nature until mechanisation approach that claims the universe operates like a machine. However; industrialization, urbanization and technological developments have generated the idea that humankind can transform nature as it wants. That idea is one of the main reasons of many global problems which are arising from unconscious consumption of natural resources. The global problems resulting from that approach of humankind, the only living creature trying to adapt nature to itself instead of living in harmony with it, are pollution of natural sources, global climate change and depletion of animal and plant species. On the other hand, a substantial damage to the ecology is casued by construction sector.

Ecological destruction has made it essential to create new understandings and approaches. From this point, the concept of sustainability has emerged with the thought of living with nature. This concept has enhanced as sustainable design and rapidly developing in sustainable building production and green buildings in order to minimize the effects of the construction industry on the natural environment.

In the construction sector, where damage to nature is underestimated, the title of "houses" within the classification system of building types, which is defining buildings according to their functions, has been dealt as the main study area of the thesis. This is because the ratio of houses in building stock is much higher than other building types, and as a result of that, the ratio of the energy consuming for this type of building to the total energy consumption is quite high.

With the literature and application sources research, conducted within the scope of the thesis, it has been determined that there are different housing production techniques and implementation approaches in sustainable housing production, such as refunctioning, the use of building materials suitable for climate and topography, the use of sustainable materials and energy and water consumption management. It is not possible to evaluate all of these approaches in detail and to reach scientifically meaningful results because of the necessity to complete the thesis work within a certain period of time. For this reason, the scope of the thesis work must had been described.

In this context, the scope of the thesis study has been defined in detail as "the use of containers in the production of temporary housing in terms of sustainability" under the major heading of refunctioning, one of the sustainable housing production approaches.

In line with this scope, firstly, the theses and articles which have been previously done on the use of containers in sustainable housing production have been evaluated at national and international level and the results obtained have been systematically evaluated, as the methodology of thesis study. As a result of these evaluations, the problem to be addressed in the thesis study is defined as "the description of a data base model that will assist the designer in the use of containers in sustainable housing production".

In order to solve the defined problem, firstly a design matrix and the criteria of that matrix have described to form the main structure of the database model. Later, container types to be included in the database model have determined while container properties, measurements, structural and design features are taken into consideration. Secondly, the criteria related to the holhousehold types and the minimum indoor requirements have determined. Then, the classification system of the design matrix that will be using in the database, has generated. This classification system featuring the codes which are describing household types, container types, architectural container combinations and interior planning alternatives suitable for these combinations. In the later phase, the conceptional model, which is the result of all these studies, has been transformed into a relational database model using Microsoft Access Relational Database Development Platform. At the last stage of the thesis study, a sample study was conducted to demonstrate operablity of the database model and the benefits of the database model are discussed through this study.

Yazar: Aycan KIZILKAYA 418131002 aycankizilkaya@gmail.com

Danışman: Prof.Dr. Sinan Mert ŞENER

Tezin adı: Cami İç Mekan Tasarımı Üzerine Bir İnceleme: Karacaahmet Şakirin Camisi / A Study on Mosque Interior Design: Karacaahmet Şaki̇ri̇n Mosque

ÖZET

Cami, Müslümanların topluca ibadet ettikleri yerlerin genel adıdır. Ayrıca, tarih boyunca Müslüman toplumlarda sosyal ve kamusal aktivitelerin kesiştiği bir merkez rolüne sahiptir. İslam dininin kutsal kitabı Kuran-ı Kerim’de cami mekânı ile ilgili herhangi bir kural belirtilmemiştir. Tüm Müslüman toplumlarda, cami, tarih boyunca, en önemli yapı tiplerinden biri olmuştur. Ülkemizde günümüz cami mimarisi ile ilgili özgün bir tipolojinin oluşturulamadığı gibi hala Klasik Osmanlı Dönemi camilerini taklit etme anlayışı olduğu görülmektedir.

Cami tasarımı konusunda yenilikçi ya da yaratıcı yaklaşımların ortaya çıkmamasının nedenlerini araştırmak tezin motivasyonlarından birisidir. “Günümüzde neden taklit-kitch cami yapımına talep var?”, “Tasarım sürecinde yönlendirici olan ölçütler nelerdir?” “Günümüzde cami mimarisi ile ilgili popülist-idealist görüşlerin gerilimi nasıldır?” gibi sorulara yanıt aramak, halkın bu konudaki görüşlerini öğrenmek ve tasarımcı görüşleriyle karşılaştırmak için bir vaka çalışması yapılmıştır. Cami mimarisinde kullanıcı ve tasarımcının bakış açılarındaki farklılıkları anlamak, yorumlamak ve irdelemek tezin amaçlarından biridir. Alan çalışması, Karacaahmet Şakirin Camisi özelinde incelenmiştir.

Kubbe formu, saydam cephe kullanımı, mimari elemanlarının malzeme, form ve boyutlarındaki tasarımcı yorumu, tasarım sürecinde farklı uzmanlık alanlarındaki tasarımcıların bir araya gelmesi gibi özelliklerle günümüz camileri içinde Karacaahmet Şakirin Camisi farklılaşmaktadır. Basılı medyada oldukça dikkat çekmesi ve mimarlık kuramcılarının hakkında yazmış oldukları eleştiri yazıları ile de öne çıkmaktadır. Bu sebeplerle seçilmiş olan cami hakkındaki eleştiriler, uzman eleştirisi, kullanıcı eleştirisi ve tasarımcı-akran eleştirisi olarak üç kutuplu olarak ele alınmıştır. Bu üç kutbun birbirleriyle nerelerde örtüştüğü, nerelerde ayrıştığı araştırılmış ve bu ayrışmalardan gelecekteki cami tasarımları için çıkarımlar yapılması hedeflenmiştir.

Tezin vaka çalışması kapsamında, tasarımcılar ile kullanıcılar arasındaki yorum farklılıklarının eleştirel bir bakış açısıyla çözümlenmesi ile cami iç mimarisinin niteliğinin arttırılması bağlamında, cami tasarım süreçlerinde yer alacak mimarlar ve iç mimarlara yeni sorgu eksenleri açılması amaçlanmıştır. Cami kullanıcılarına ve mimar, iç mimar ve endüstri ürünleri tasarımcılarına yapılan tasarımcı anketi olmak üzere iki ayrı katılımcı gruba anket çalışması yapılmıştır. Her iki anket çalışmasında da sorular, cami iç mekânının nitelikleri, renk, ışık, biçim, doku ve malzeme, mimari eleman, ölçek ve oran üst başlıkları altında incelenmiştir.

Konunun daha derinlemesine değerlendirilmesi için literatür araştırması yapılmış; araştırma alanı olarak seçilen cami üzerine yapılan eleştiriler ve basılı medyada çıkan ilgili haberler taranmış ve derlenmiştir. Ayrıca anket sorularının hazırlanması aşamasında, mekân analizleri yapılmış, fotoğraflar, eskizler ve video kayıtları aracılığıyla yerinde belgeleme çalışmaları yapılmıştır.

Tez çalışması beş bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde, konunun amacı, kapsamı ve çalışma yöntemi belirtilmektedir.

İkinci bölümde ‘Cami İç Mekân Atmosferi Bağlamında Görsel Algıyı Etkileyen Fiziksel Bileşenler’ başlığı altında, cami iç mekân atmosferini oluşturan elemanlar açıklanmıştır.

Üçüncü bölümde çalışma kapsamında seçilen Karacaahmet Şakirin Camisi’nin banisi, konumu, projeye dahil olan tasarımcıları, mimari ve iç mimari projeleri, mekânsal özellikleri anlatılmış ve mekân analizleri yapılmıştır. Bölümün sonunda basılı medyadaki tartışmalara değinilmiştir.

Dördüncü bölümde, çalışmanın yöntemi detaylıca anlatılarak, anket çalışmaları, anketlerin analizi ve karşılaştırmaları yapılmıştır.

Sonuç bölümünde değerlendirmelere ve önerilere yer verilmiştir.

Sonuç olarak, günümüz cami mimarisinin, kopya ve kötü örneklerden oluşmaması ve gelişebilmesi için tasarımcılar ya da otoriteler kadar kullanıcıların da bu konuya ilgi duymaları sağlanmalıdır. Yeni tasarım önerilerinin seçenekler halinde kullanıcılara tanıtılması, üzerinde eleştiri ve yorum yapabilmeleri, yani aktif katılımın yapılabilmesi, günümüz cami mimarisi tasarım dili için önemlidir.

ABSTRACT

The mosque is the generic name of the places where Muslims worship together. It is also the center of certain social and public activities in Muslim societies. In the holy book of Islam, Qur’an, there is no rule pertaining to the mosque. In all Muslim societies, the mosque has been one of the most important building types throughout history.

In addition to the lack of an authentic typology regarding the mosque architecture these days, imitating the Classical Ottoman Period mosques is an approach frequently seen in our country.

It is one of the motivations of the thesis to investigate the reasons why innovative or creative approaches to mosque design can not be developed. A case study was examined to look for answers to the questions such as” Why are imitatated mosques still being built?”, “Is the mere taste of user enough in design?”, “How is the tension of populist- idealist views about mosque architecture today?”, as well as to learn the public opinion on the issue and compare it with the opinions of the designers. Understanding, analyzing and interpreting the differences in the viewpoints of the user and the designer in mosque architecture is one of the aims of the thesis.

As a case study, Karacaahmet Şakirin Mosque is chosen to be examined. The form of the dome, the use of transparent facades in the interior space, the designer's interpretation regarding the material, form and dimensions of the architectural elements, and the collaboration of various designers specialized in different fields in the design process all help the mosque to be distinguished among its peers. Şakirin Mosque also stands out, due to drawing attention especially in printed media as well as the critiques written by architectural theoreticians. For these reasons, the criticisms about the chosen mosque have been considered as three poles which are expert criticism, user criticism and designer-peer criticism, with regard to Attoe’s (1978) definition of criticism. Where these three poles overlap and where they disintegrate were investigated and it is aimed to make deductions for future mosque designs by using that data.

The opinions of architects, critics and users differ significantly, regarding the architectural decisions about the form of the Karacaahmet Şakirin Mosque, the attempt of an authentic building envelope, the use of transparent facade, the colors and textures of interior materials, the differentiation in proportional properties of architectural elements such as mihrab and pulpit along with the designer’s decisions that accomodate conceptual or symbolic concerns. This distinction in the perception, evaluation and interpretation of different subjects pertaining to the design of a public mosque has the potential to reveal a trace of the deepening tension between the architectural, user-based and theoretical viewpoints. Taking this potential into consideration, it is intented to open up new inquiry axes for the architects and interior architects who will take part in the mosque design processes, by analyzing the differences in expectation between the designers and the users with a critical perspective for increased quality of the mosque’s interior architecture. Two separate surveys were conducted, one of which was for the frequent users of the mosque and the other for architects, interior architects and industrial product designers. Both surveys contain questions related to headings such as the qualities of the interior, color and light, form, texture and material, architectural elements, scale and ratio.

One of the main difficulties of the study stems from the fact that while the viewpoints of architects, architectural theorists, architectural critics and experts include certain professional assumptions, concepts and terms, the users perceive and interpret their surroundings in relation to their own experience, without any observation related to conceptual distinctions. Referring to Lefebvre, Arslan Avar (2009) touches upon this tension within the “perceived, designed and living space” debate. According to Avar (2009), “Space can not be grasped by the abstraction of different dimensions and the reduction of science to their representation only; a holistic theory that embraces these three different but inseperable qualities is a necessity”. Avar continues by mentioning that “There is a contradiction between our conceptualizations of abstract, mental and geometric spaces and our sense of tangible, material and physical space”. In the thesis study, the focus is on differences and commonalities between “perceived and living space” and “designed space”. Therefore, the scope of the thesis is limited to the headings as the features of interior, color and light, form, texture and material, architectural element, scale and ratio.

In order to evaluate the subject in more depth, a literature research has been conducted. In addition, space analysis, sketches and photo documentation are made. The news and critiques regarding Şakirin Mosque, which was selected as a research area, were scanned and compiled starting from 2006 up until the present.

The thesis work consists of five chapters. In the first chapter of the study; the purpose, scope and method of the subject are specified.

In the second chapter, under the heading ‘Physical Components Affecting the Visual Perception in the Context of the Mosque Interior Space’, the elements forming the mosque’s interior are introduced.

In the third chapter, the information of the Karacaahmet Şakirin Mosque, the location, the designers involved in the project, the architectural and interior architecture projects, spatial characteristics are mentioned together with the analysis of the space.

In the fourth chapter, the methodology of study is explained in detail, coupled with survey analysis and comparisons. At the end of the chapter, the discussions in the printed media are mentioned.

The final chapter includes conclusions and evaluations.

It is necessary for users to be interested in this subject as much as designers and authorities, in order for the contemporary mosque architecture to evolve and not to consist of copied or bad examples. New design proposals to should be introduced to users to be criticized and commented on, in other words active participation should be achieved.

Yazar: Aliakbar Shoarian SATTARI 418131013 ali_dayijim@yahoo.com

Danışman: Öğr.Gör.Dr. Çağıl YURDAKUL TOKER

Tezin Adı: Kaynaştırma Meslek Lisesi Sınıf ve Mobilya Tasarım Gereksinimleri Üzerine Bir İnceleme / An Investigation on the Requirements of Inclusive Vocational Highschool Class and Furniture Design

ÖZET

Ülkemizde engelli kavramı ile engellilerin yaşam koşulları ve eğitim gereksinimlerine 1990’lardan itibaren ciddi derecede önem gösterilmeye başlanmıştır. Okulların engellilerin ihtiyaçlarına yönelik tasarlanmaması, engellilere eğitim sağlayabilecek gönüllü ve uzman eğitimci sayısının sınırlı olması, inşaat maliyetlerinin yüksekliği, devletin imkanlarının kısıtlı olması ve bu imkanların elverişsiz olması gibi nedenler yüzünden birçok engelli birey eğitim alma hakkından mahrum bırakılmıştır. Ancak her ne olursa olsun engelli çocuklar da engelsiz çocuklar gibi okula gitmesi gereklidir aksi taktirde psiko-sosyal sorunlar ortaya çıkacaktır.

Amaç engelli türlerinin en yaygını olan (C.P) Cerebral Palsy (Çoklu Engellilik Durumu) durumundaki bireyleri eğitmeden bir odada tecrit etmek, özel mekânlarda sınırlandırarak toplumdan izole etmek yerine, gerekli eğitimi sağlayıp, onları bağımsız yaşayabilecekleri şekilde topluma geri kazandırmaktır. Daha ötesi melek liselerinde eğitimlerine devam etmeleri ve topluma faydalı birer birey olmaları için, meslek sahibi olmaları arzu edilmektedir.

C.P’li çocuklara gerekli eğitim sağlandığı taktirde çok büyük başarılar elde edilebilmektedir. Buna örnek olarak çağımızın en başarılı bilim adamlarından Stephen Hawking ağır bedensel engelli olmasına rağmen tekerlekli iskemle ve bilgisayar yardımı ile ders vermekte ve kitaplar yazmaktadır.

Son zamanlarda ülkemizin çeşitli bölgelerinde engelli öğrencilerin topluma kazandırılmasına yönelik kaynaştırma eğitimi sağlayan ilk ve orta öğretim kurumları hizmet vermeye başlamıştır. Ancak bu çocukların devam edebileceği lise, yüksek okul veya meslek okulu mevcut olmadığından dolayı bir gelecek vaat edilememiştir.

Dünyada ve Türkiye’de engelli bireylere uygun birçok örnek eğitim merkezi olmasına rağmen, çoğu mesleki yönde katkı sağlamamaktadır. Bazıları bakım evi mantığı gibi tüm yaş aralıklarını kapsamaktaiken bazıları da hastane gibi sadece tıbbi faaliyet göstermektedirler (Bu yüzden meslek eğitimi sağlayan lise çağında gençlere özel herhangi bir örneğe rastlanmadığı için projemize konu olmuştur).

“Serçev Engelsiz Meslek Lisesi Projesi”, Ankara Çayyolu mevkinde Radyo-TV, Gazetecilik ve Bilişim alanlarında eğitim-öğretim veren kaynaştırma meslek lisesidir. Proje; Cerebral Palsy’li öğrencilerin sosyal yaşama entegrasyonunu sağlamak amacıyla akranları ile aynı mekânda eğitim-öğretimlerine devam etmesi düşüncesi üzerine geliştirilmiş önemli bir sosyal sorumluluk girişimidir (Çoklu engel grubu olarak fiziksel ve zihinsel engelliler tariflenmektedir).

Kullanıcı profilini; 14-20 yaş arasındaki engelsiz öğrenciler, engel derecelerine göre hareket kabiliyetleri değişiklik gösteren bedensel engelli (tekerlek sandalye kullanan, yürüteç ile hareket edebilen vb) ve özel eğitime ihtiyaç duyan zihinsel engelli öğrenciler oluşturmaktadır.

Serebral Palsi farklı engellilik türlerini kapsadığı için, Serebral Palsi’li bireylerinin bedensel hareket sınırları ve özellikleri, kullandıkları tüm yardımcı araç gereçler ve cihazlar incelenmiştir. Bu bilgiler onlar için gerekli kullanışlı mekân ve alan büyüklüklerine erişim açısından tespit etmek büyük önem taşımaktadır. Bu çalışma kapsamında, “Serçev Engelsiz Meslek Lisesi“ yapısında gerekli mimarî düzenlemeler yapılıp, derslik iç mekân ve donatıları söz konusu olan C.P’li kullanıcıların erişim kolaylığına cevap verecek şekilde tasarlanıp incelenmiştir.

ABSTRACT

The concept of disability, living conditions and education requirements of the disabled has been taken into consideration and this issue has advanced in Turkey since 1990s. Due to lack of suitable designed schools concerning the disabled requirements, slender number of volunteer and professional educator, high cost of construction, restricted and unsuitable state possibilities, many of disabled individuals have been deprived of their education right. However, whatsoever condition is, disabled children must go to school like non-disabled children. Otherwise, psychosocial problems may be arising.

The purpose of study is to procure necessary education for the disabled people, therefore to bring them in to society living independently instead of setting apart disabled individuals and in particular the most prevailing disability type Cerebral Palsy (C.P) cases in a room and specific places thus isolating them totally from the society. Furthermore, facilitating their education in vocational high schools, successful graduation and eventually acquiring a job and becoming benignant citizens is aspired.

C.P children have achieved great accomplishments whenever provided with necessary education. As an example, Stephen Hawking, one of era’s most prominent scientists, is seriously physically disabled. However, with the help of rolling chair and computer he continues to teach and create new books.

Lately, the primary and secondary education institutions offering inclusive high school education aimed at providing disabled students into society have been put into service in various regions of Turkey. Nevertheless, thanks to lack of high schools, schools for higher learning or vocational schools needed for those children, an unpromising future awaits them.

Although there are many educational centers appropriate for disabled individuals across the world and Turkey, most of them do not contribute to vocational education. Some having nursery homes rationale comprise all age ranges and others work on medical activities as if they are hospitals (Therefore, due to lack of any vocational education centers for disabled students in Turkey, we selected it as the topic of discussion).

“SERÇEV (SERCHEV) Abled Vocational High school Project” is an inclusive vocational high school in Ankara’s Çayyolu (Chayyolu) location and offering Radio-TV, Journalism and Informatics education. The project is an important social responsibility initiative being improved upon the idea of ensuring the integration of Cerebral Palsy students into social life and continuing education together with their peers in the same place (Multi-disabled group is a description used for the physically and mentally disabled). The user’s profile is consisted of 14-20 aged abled students, physically disabled ones showing mobility change in accordance with their disability degree (Those who use wheelchairs, those who could move in with walker and so on) and mentally disabled students who need special education.

Since Cerebral Palsy covers different types of disabilities, the limits of Cerebral Palsy people physical movement and its features and all auxiliary equipment and devices utilized by them are investigated. These data are of great significance for identifying useful places required and field size in terms of accessibility. In the present study, necessary architectural amendments in “SERÇEV (SERCHEV) Abled Vocational High school” structure were made and interior classes and accessories are designed and investigated in accordance with satisfying C.P users’ needs and facilitating their accessibility.

2016 

Yazar: Hüma BAKIR DOĞRU 418091018 humabakir@gmail.com

Danışman: Öğr.Gör.Dr. Müge BELEK FIALHO TEIXERIA

Tezin adı: Yaşanan Mekan Olarak Bayrampaşa Cezaevi’ni Okuma / Reading Bayrampasa Prison as a Living Space

ÖZET

Bireylerin yaşamlarını geçirmek için en temel ihtiyaçları olan barınma ve korunma gereksinimleri sadece fiziksel çevreyi ifade etmemektedir. Fiziksel çevrenin sınırladığı koşullar, anlam kavramı ile birlikte biçim kazanarak o yerin bütünlüğünü oluşturulmakta ve ifade kazanmaktadır. Anlam arayışıyla başlayan ve devamını mekan kavramıyla birleştiren yaşantıların izlerini okumaya çalışmak bu çalışmanın temel hedeflerindendir. Mekanı oluşturan fiziksel yapı elemanlarının sınırladığı çevrede süren yaşantıların izinde, sadece temel gereksinimlerini karşılamaktan öte bazı gizli anlamlar mevcuttur. Tasarımcı için bu çevre koşullarının sınırladığı yaşamın keşfi tasarımın anlamını oluşturmaktadır.

Mekanın anlamının arayışıyla başlayan bu çalışma, kendi dinamikleri içerisinde farklılaşarak kendi anlamını bulmaya çalışmıştır. Bu bağlamda anlamın kendisi yönteme dönüşmüştür. Anlamla beraber çevresinde dönüşen dil, diyalog, atmosfer, beden ve bellek ilişkileri irdelenenerek mekanın kendisi bulunmaya çalışılmıştır. Bayrampaşa cezaevi alan çalışması, bu sorgulamaların meslek pratiğinde nasıl bedene dönüşebileceğinin araştırılması ilkesine dayanır. Aşırı mekanlar üzerinden mekanın üretiminin irdelenmesi amacıyla yapılan bu çalışmada, kullanıcı ve mekanın arasında kurulmuş olan deneyimsel ilişki üzerinden okunmak üzere Bayrampaşa Cezaevi (Sağmalcılar Cezaevi) seçilmiştir. Bu “ilişkisellik” bağlamında örnek olarak adlandırmak ya da açıklamaya çalışmak yerine “örneklem” terimini kullanıyor olmak daha belirleyici olacaktır.

Bayrampaşa Cezaevi örneklemi gerek dönemsel özellikleri, gerekse zaman içerisinde şehrin çeperlerinde olan bir tutukevinden şehrin gelişmesi ve büyümesiyle birlikte şehrin tüm dinamiklerini içinde barındıran bir yaşam merkezi haline dönüşmüştür. Bu çalışmada araştırılan değişim ve dönüşüm sürecinde bedenin enerjiye dönüştüğü mekanlarda hapsolan bedenlerin ne anlama geldiklerinin sorulması ya da anlamlarını nasıl dönüştürdüklerinin okunmaya çalışılmasıdır.

Çalışma, tasarımcı olarak bireylerin mekanları nasıl deneyimlediği ve bunun diğer tarafında da deneyimleyen olarak bireyin mekanı anlamlandırma çabalarını açıklamaya çalışmaktadır. Hem tasarımcının, hem de mekanı deneyimleyen bireyin mekanlarda “varolması” ndan kaynaklanan algının ilişkiler bütününde okunmaya çalışılmasıdır. Ayrıca bu etkileşim sırasında, bireylerin deneyimlediği mekanların kendi aralarındaki ilişkilerinden çıkan potansiyellerin keşfedilmeye çalışılmasıdır.

Tasarım süreci, öznenin, çözümlemenin kendisinde varolan başlangıç ve bitiş noktalarını tanımlamaya çalışmasından öte, o arada geçen zaman dilimini izlediği ve yaşadığı sürecin kendi kendine dönüşerek ifade kazanmansı olarak tanımlanabilir. Özneyle mekanın sürekli hareket halinde olmasından kaynaklanan bu dinamizm farklı biçimlerde karşılaşılan durumların tümü haline dönüşür.

Bu çalışmalar süresince Finlandiya’lı teorisyen Pallasmaa’nın yönelimi ve kavramları yön belirleyici olmuştur. Pallasmaa (2011) mimarlığı sadece teknik terimler içerisinde çizimler ve inşaat dünyasında ifade etmeyip, mimarlığın felsefe ve sanatla birlikte varolmasını ortaya koymaktadır. Mimarlığın temel görevinin, barındırma ve öznenin mekanla olan bütünleştimesiyle sınırlı kalmayarak bütün duyulara hitap etmesi gerektiğini savunduğu için Pallasmaa’ nın yönelimi belirleyici unsur olarak seçilmiştir.

Bu çalşmanın giriş bölümünden sonra, ikinci bölümde, ağırlıklı olarak Pallasmaa’ nın kavramları okuyucuya sunulmuştur. İkinci bölümde, yazarın orayı gezerken deneyimlediği mekansal karakterler ve mekan algısı üzerinden yapmış olduğu okumalar üzerinden mekan dili (grafitiler), mekan atmosferi, bellek- mekan ve deneyim- beden ilişkileri üzerinden okumalar yapılmıştır. Üçüncü bölümde, bu kavramlar üzerinden Bayrampaşa Cezaevi okuması yapılmış ve son bölüm olan sonuç bölümünde ise tez çalışmasının bütünü üzerinden bu konularla ilgili sorgulayıcı fikirler tartışmaya açılıp, çalışmanın iç mimarlık alanıyla olan ilişkileri tartışılmıştır. Bu deneyimin ya da tasarım sürecinin kazanımı da ayrıca bu ilişkiler ağında sorgulanan durumdur.

ABSTRACT

The basic needs such as sheltering and protection of individuals to spend their life does not only express the physical environment. Together with the expression of the circumstances limited by the physical environment, it consists of physical integrity of the space. Begins with the quest for meaning and trying to read the footprints of experiences by means of combining the ‘concept of space’ are the main objectives of the study. Beyond responding the basic needs of the daily lifes in which physical structural elements limited by the physical environment, the questions were asked to subject such as how ‘life’ which is limited by the environmental conditions can be read according to the design discipline. The subject mentioned herein constitues user itself.

Begin with the search for the meaning of space, the study tried to find its own meaning in differentiating their dynamics. It means in this context the meaning itself has become the method. However, the space itself has been tried to find by studying thoroughly the relationships of language, dialogue, atmosphere, body and memory.

Bayrampaşa Prison (Sağmalcılar Prison) fieldwork, resides on searching of the principle of how those querries could arise and become concrete questions in professional practice. In order to examine the ‘production of space’ via extreme spaces, the study has been established as the field in terms of experiential relationship between the user and the space itself. In this sense of ‘correlation’, using the term ‘örneklem’ is considered to be more deterministic way rather than naming as ‘example’. Bayrampaşa Prison has become a wellness center in time in which includes all the dynamics of the city along with the development and growth of the city from the detention center in the city's periphery as well as being necessary periodic sample properties. During these transformation process, some questions are asked and tried to be examined such as how bodies turn into energy where bodies are trapped in space or how they could transform the meaning. However, it is tried to be explained how individuals as ‘designers’ experience the space as well as explaining the efforts of interpretation of the space by the individual as experiencing the space.

The study at the same time tries to read the perception of ‘existence’ in the space of both the individual’s experiences and the designer’s by means of whole interrelations. Additionally, during this interaction it is tried to be explored the potentials resulting from the relations between those spaces experienced by the individuals.

The subject of the resolution itself, rather than trying to identify the existing start and end points, then followed by the passage of time and experience is also defined as the process of transformation itself. arising from the subject and place in constant motion, this vitality becomes all encountered situations in different ways.

During this study the questions has been responded such as why Pallasmaa's orientation and the concept has directed the researches. Pallasmaa not only express his world by architectural drawings and technical terms in construction world but also reveals existence of architecture between philosophy and art. According to Pallasmaa, the main task of architecture should appeal all the senses rather than having limited functions like sheltering and the relation between user and space. For this reason Pallasmaa’s orientation has been chosen as the determining factor for the study.

In the second chapter, mainly Pallasmaa's concepts are presented to the reader. There some readings have been made through the writer’s experiences of the spatial character and space perception, space language (graffiti), the atmosphere of the place, memory-space and experiences-body. In the third section accordingly, Bayrampaşa Prison readings have been made and in the final section as a result, questioning ideas have been opened as a discussion on these issues within the scope of the thesis as well as the relationship with the interior architecture of the study have been discussed. This experience or acquisition of the design process have also been questioned regarding to network relationship.

Yazar: Gökçe EVREN 418131008 gokcevren@gmail.com

Danışman: Doç.Dr. S.Banu GARİP

Tezin Adı: Sergileme Mekanlarında Etkileşim ve Öğrenme Biçimlerinin Çocukların Mekan Deneyimine Etkileri Üzerine Bir Araştırma / A Research on Effects of Interaction and Learning Types in Exhibition Areas on Children’ Spatial Experience

ÖZET

Sergileme mekanları tarihsel süreçleri boyunca ilk doğuş nitelikleri ile amaçlarından ayrılarak yeniden tanımlanan ve sürekli değişen mekanlar olmuşlardır. Bu farklılaşan amaçlar, ilk etapta sadece gösterme ve veriyi paylaşma amaçlarıyken ilerleyen zamanda; verinin aktarımı, sergileme mekanına gelen ziyaretçilerin eğitilmesi, ziyaretçilerin birbirleriyle sosyal iletişim geliştirmeleri, bu iletişimin yanı sıra mekan, obje ve insanlarla etkileşime girmeleri, en sonunda da ziyaretçilere kendileri için hayatları boyunca faydalı olacak bilgi ve deneyimleri sağlama şeklini edinmiştir. Bu değişen amaçların yansıdığı süre boyunca sadece sergileme mekanının niteliği değil bununla birlikte sergi ziyaretçisinin özellikleri, aktiviteleri, bu mekanda geçirdiği süreler ve niceliği de sürekli değişmiş, günümüzdeki halini almıştır. Günümüzde sergileme mekanının en büyük amaç ve hedeflerinden biri ziyaretçisine veriyi aktarmak; o veriyi ziyaretçisi için kalıcı kılmaktır.

Sergileme mekanları üzerine yapılan çalışmalara baktığımızda bu mekanda geçirilen sürenin kalitesi için en önemli etmenlerden biri bu mekanın içinde geçirilen iletişim sürecidir. Sergileme mekanı her zaman bir iletişim mekanı olmuştur ve özünde; bir fikrin, bilginin, politikanın veya herhangi bir verinin aktarıcısı rolü taşımaktadır. Sergileme mekanının amacı her ne olursa olsun bu rolü hiç değişmemiştir ve bu rol sergileme mekanının en temel rolü olarak değerlendirilebilir. Bu iletişim pek çok katman içermektedir. Bahsedilen iletişim etkinliği sadece sergileme mekanı ve ziyaretçi arasında değil, aktarılan bilgi, sergilenen nesneler, ziyaretçiler, sergileme mekanı çalışanları gibi pek çok katmanın aktif olduğu ve birbirlerine veri aktardığı bir ağı ifade eder.

Sergileme mekanında geçirilen süreye baktığımızda ziyaretçinin aktarılan her türlü veriyi almasında ve kendi hayatında kullanmasında etkili diğer pek çok etmenden de bahsetmek mümkündür. Bu veriler öncelikle, her mekanın kişilere yansıttığı atmosferle benzer özellikler taşır ve bu mekanda aktarılan veriyi sadece bir bilgi veya sergilenen bir görsel olarak görmek hata olur. Aksine bu mekanlar sergi ziyaretçisiyle duyuları, duyguları ve düşünceleri paylaşan mekanlar olmalıdır. Ancak böyle olduğunda bütünsel bir iletişim aktivitesinden söz edilmesi mümkündür.

Bu anlamda gelişimine ve ilerleme sürecine baktığımızda sergileme mekanları önceleri sadece bir duvar ya da kapalı bir kutu niteliğindeyken zamanla daha söz sahibi olmuş ve aslında bir mekan haline gelmişlerdir. Sadece ziyaretçilerin girip çıktığı ve bu süre zarfında pasif rol edindikleri değil, aktif bir biçimde etkinlikte bulundukları mekanlar özelliğini kazanmaya başlamışlardır. Bu özellik sergileme mekanlarına bir deneyim ve etkileşim mekanı niteliği getiren teknikler, teknolojilerle de desteklenmiştir. İnteraktivite, yapay gerçeklik, diorama gibi yeniliklerin her biri bu deneyimsel ve etkileşimsel özelliği destekleyici niteliktedir.

Tezin ilk iki bölümünde sergileme mekanlarında tarihsel süreç, iletişim, deneyim ve etkileşim kavramları üzerinde durulmuş; bunları etkileyen pek çok katman değerlendirilmeye çalışılmıştır. Tezin bundan sonraki bölümündeyse bütün bu etkinliklerin öğrenme ve eğitim üzerindeki etkilerine odaklanılmış, bu bağlamda çocukların öğrenmesindeki katkıları değerlendirilmiştir.

Günümüzdeki yaklaşımı incelediğimizde sergileme mekanlarının en güncel temel amaçlarından biri eğitimdir. Bu amaçtan uzun süredir bahsedilir olmasına rağmen bu konuların ilişkilerini ele alan herhangi bir teoremle karşılaşılmamaktadır. Buna karşılık eğitim ve öğrenme biçimleri konuları tarih boyunca eğitim alanında yoğun araştırmalar yapılan konular olmuştur ve bu alanda pek çok teorem bulunmaktadır. Bununla birlikte mekan ve eğitim konularını da değerlendirmek mümkündür. Bu alanda geliştirilen teoriler sergileme mekanının da niteliğini etkilemiş olsa da bu etkilerden sadece söz edilmiş, ancak bu teoremler sergileme mekanının tasarım ilkeleri belirlenirken belirgin bir biçimde işlenmemiştir. Çocukların deneyim edindikleri ve sergileme mekanına etkileri yansıyan bir diğer aktivite ise oyunlardır. Sergileme mekanlarındaki oyun uygulamaları ve ayrıca bu uygulamaların öğrenme teorilerinde önemli bir yeri olması da göz önünde bulundurularak eğitim bölümünde oyun teorileri de incelenmiştir.

Literatür araştırmasından elde edilen bu bilgiler ışığında etkileşim ve öğrenme biçimlerinin ilişkilerini içeren geçici bir sergi tasarlanmış, ve bu sergileme İTÜ Bilimsel Araştırma Projeleri Yüksek Lisans Projelerini Destekleme Programı desteğiyle uygulanmış ve bu sergiye katılan 123 adet 7-16 yaş grubu çocuktan veri toplanmıştır. Bu gözlem sonucunda çocukların eğitiminde oyunun, deneyimin, farklı duyuların, duygusal verilerin önemi test edilmiş ve sergileme sonunda yapılan anket çalışmasıyla literatür araştırmaları sonucu geliştirilen hipotez desteklenmiştir. Çalışma sonucunda ortaya çıkan en önemli bulgu, sergileme mekanının bütün deneyim bileşenlerine cevap vermesi gereken kapsayıcı ve harmonik mekanlar olması gerektiğidir.

Sergileme mekanları değinilen bütün açılardan ele alındığında fazla karmaşık bir tabloya ulaşıldığı düşünülebilir. Ancak aksine sergileme mekanının nitelediği atmosfer, tam olarak da bu çok yönlü özelliği ziyaretçilerine sunmalıdır. Tez araştırması ve gerçekleştirilen proje sonucunda, mekanın bütüncül bir nitelik taşıması ve birbiriyle aynı amacı taşıyan bileşenlerin her açıdan ziyaretçiyi doyurması gerekliliği tespit edilmiştir.

Tezin son bölümünde ulaşılan bu veriler bir bütün olarak daha detaylı bir biçimde değerlendirilmiş ve bu alanda çalışmalarını sürdürecek kişilere öneriler geliştirilmiştir.

ABSTRACT

Exhibition spaces have gained many different characters and facilities during their historical development. At the beginning of their implications, these spaces’ only main aim was to show and share the enthusiasm of some objects. This function was only serving to a small and rich group of the public. After some research and improvements, its characters, aims; and as a result, its visitors’ characters and activities in these spaces have changed. As it is indicated, their first aim was to show some interesting objects to people. During the historical period it gained its other aims like; educating people, socializing the public, providing a communication environment for different groups of people, providing experiences for visitors, and providing an interaction for people in all senses. The very main aim for today’s exhibition spaces may be explained as providing people a whole sense of experience and interaction with whole members of the space to provide him/her to gain an information. In short today’s exhibition spaces’ aim may be stated as to give education to people in a more sensual and experiencial manner from formal educational areas. After all these changes, exhibition areas’ aim was not the only thing that changed; also the activities of people, their level of communication and their knowledge of exhibitions have changed.

When we consider whole research about exhibition spaces, there is one purpose of these spaces that has never changed. This main purpose is providing a communication area to its visitors in all manners; communication with space, and objects, with other people and with its all parts. Moreover, this communication role may be evaluated as a role which is only specified to exhibition spaces as a primary aim of the area. This communication process does not only have virtual and verbal informations; it should also include senses, sensations and also it should provoke ideas of its visitors. When this area provides the whole of these all informations, then it may be possible to talk about a whole communication process. When the historical evaluation of exhibtion spaces is considered, its main activities may be indicated as developed over time. At the beginning, it was just a ‘box of curiosities’, or a wall with whole stuff hanged on. However, with whole research and with the improvements in the society, it gained may other communication ingredients. In the end; with interactive experiences, virtual realities, dioramas, and all the other stuff that provides the whole atmosphere of the exhibition area; the exhibition spaces gained a holistic approach as experience areas.

The first chapter of the thesis focuses on the changing aims of these areas. The next two chapters will be explaining the main communication role and communicational activities of exhibition areas. Next, the main ‘education’ and ‘entertainment’ aim of the exhibition spaces will be discovered and especially exhibition spaces’ educational aim for children will be researched. The educational and game theories gain a role at this point. These are informative subjects which affects the development of interior spaces of exhibition areas. Although the developments of educational and game theories have a huge impact on the historical change of these areas, there is no set of rules about educational and entertainmental facilities of exhibition spaces.

In the final part, a realized pop-up exhibition project will be explained; which is designed and produced with the support of Istanbul Technical University, Master Degree Scientific Research Projects Support Programme. An exhibitional experiment of a novel is evaluated in order to improve obtained literature research in a real manner. This project is designed to give information to children about the story of ‘My Sweet Orange Tree’ which is a novel of Jose Mauro de Vasconcelos and 123 children have visited and experienced the area. At the end of the exhibition, a mini questionnaire and whole observations came with the result that; the exhitibion area should be a holistic and harmonic environment which provides a more realistic experience to its visitors.

At the end, the whole literature and project research are evaluated and advices for the developers of these areas are provided for further projects.

Yazar: Elif AKSU 418131005 dsgnr.elifaksu@gmail.com

Danışman: Doç.Dr. S.Banu GARİP

Tezin Adı: Küresel Bir İletişim Platformu Olarak Fuar İç Mekânlari Ve Uluslararasi Fuarlar Üzerinden Bir İrdeleme / Fair Interior Spaces as A Global Communication Platform and a Research on International Fairs

ÖZET

Günümüzde fuar iç mekânları, ticari pazarlama aracı mekânlar olmak ile birlikte hızla büyüyen bir küresel iletişim platformu haline gelmiştir. Özellikle uluslararası fuarlar, geniş kitlelere ulaşabilen iletişim mekânlarıdır. Bu araştırmada, küresel anlamda etkili bir iletişim yolu olarak karşımıza çıkan ve tüm dünyayı buluşturan uluslararası etkinliklerin, bu iletişimin aracı olarak da fuar iç mekanlarının araştırılması düşüncesiyle yola çıkılmıştır. Çalışmanın amacı sürekli değişen ve gelişen dünyada küreselleşmenin bir sonucu olarak uluslararası fuarların, sergilenen ürünlerin ve fuar iç mekânlarının genel tasarım prensiplerinin yanı sıra nasıl etkilendiğinin araştırılması ve konuyla ilgili güncel perspektif sunulmasıdır. Bu çalışma kapsamında fuarların küresel bir iletişim platformu olması durumu tartışılmakta ve aynı zamanda küreselleşme, tüketim kültürü ve iç mekân tasarımı ara kesitinde fuar standları ve fuarlar eleştirel yaklaşımla örnekler üzerinden araştırılmaktadır. Yöntem olarak öncelikle uluslararası fuar etkinlikleri, stand tasarımları, küreselleşme, tüketim, iletişim konuları ile ilgili literatür araştırması yapılmıştır. Türkiye ve yurt dışındaki uluslararası fuarlar ile ilgili örnek ve tarihçe araştırması yapılmıştır. İkinci aşama olarak Türkiye’de uluslararası fuarlar için stand tasarımı yapan ve çalışma kapsamında seçilen tasarım firmalarıyla birebir görüşmeler yapılmıştır. Alan çalışması olarak İTÜ Bilimsel Araştırma Projeleri (BAP) biriminin desteğiyle Nisan 2016’da Milano’da yapılmış olan ve günümüzde önemli uluslararası fuarlar arasında yer alan Salone del Mobile’2016 Uluslararası Mobilya Fuarı’nda yerinde gözlem ve firma yetkilileriyle birebir görüşmeler yapılarak detaylı bir örnek analizi gerçekleştirilmiştir.

Çalışmanın ilk bölümünde, araştırmanın amacı ifade edilmiş; konunun kapsamı ve yöntemler açıklanmıştır.

İkinci bölümde, küreselleşme, tüketim ve iletişim kavramları, ve süreçleri ele alınmış, bu kavramlar bağlamında marka, iç mekân ve kurumsal kimlik ilişkisine yer verilmiştir. Küreselleşmenin farklı ölçeklerde mekânsal etkileri araştırılmış, örnekler üzerinden tartışılmıştır.

Sergileme ve fuar etkinliklerinin tanımlanması, tarihsel süreçlerinin ve türlerinin incelenmesi üçüncü bölümü oluşturmaktadır. Bu bağlamda Dünya’da ve Türkiye’de yapılan uluslararası fuarlar ve uluslararası fuarlarda stand tasarımın önemi ve tasarım kriterleri araştırılmıştır. Fuarlar ve fuar standları, mekânın hedef alıcılara kurumsal kimlik ve mesajları ileten bir aracı olması durumunu tanımlamış ve mekânsal iletişim araçları olarak değerlendirilmiştir. Bu bağlamda fuar standı tasarımı ve tasarım kriterlerinin neye göre şekillendiği önem kazanmaktadır. Bu tartışmanın yapılabilmesi için çalışma kapsamında Türkiye’de uluslararası fuarlar için stand tasarımı yapan 2 tasarım firmasıyla birebir görüşmeler yapılmıştır.

Dördüncü bölümde, küresel etkinlikler olarak uluslararası fuarların incelenmesini amaçlayan alan çalışması yer almaktadır. Alan çalışması kapsamında 2016’da, dünyaca ünlü bir etkinlik haline gelen Milano Uluslararası Mobilya Fuarı ‘Salone del Mobile’ ziyaret edilmiş, yerinde incelemeler ve gözlemler yapılmıştır. Milano tasarım haftası kapsamında yapılan fuarda, katılımcı firmalar ile bir anket çalışması gerçekleştirilmiştir. Yapılan anket çalışmasına göre,

* Salone del Mobile fuarına katılım sürekliliğinin değerlendirilmesi

* Sergi mekânlarının şekillenmesinde etken faktörlerin katılımcı firmalar açısından değerlendirilmesi

* Küresel ölçekte katılımcı firmaların birbirinden farklılıklarının ve birbirlerine benzerliklerinin sorgulanması

* Fuarın Milano Tasarım Haftası kapsamında değerlendirilmesi

* Katılımcı firma deneyimlerinin incelenmesi

ile ilgili olarak sorular sorulmuştur. Bununla birlikte çalışma kapsamında ele alınan Salone del Mobile Fuarı’ndaki stand tasarımlarının detaylı analizi yapılmış ve küreselleşme ve iletişim kavramlarıyla ilişkilendirilerek anket çalışmasıyla elde edilen verilerle birlikte değerlendirilmişlerdir.

Bu bağlamda hem katılımcı firmalarla hem de tasarım firmalarıyla anket sorularının yöneltildiği röportajlar gerçekleştirilmiştir. Yapılan röportajlar kapsamında,

* Katılımcı firmaların uluslarası firmalara katılma nedenleri ve beklentileri araştırılmış,

* Uluslarası fuarlarda temaların ürüne dolayısıyla stand tasarımına etkisi değerlendirilmiş,

* Farklı ülkelerde yapılan uluslarası fuarlarda kültürel veya diğer etkenlerin stand tasarımını nasıl etkilediği sorgulanmış,

* Ülke kimliğinin ve kurumsal kimliğin sergi mekanına nasıl yansıdığı incelenmiş,

* Stand tasarım firmalarıyla yapılan görüşmelerde, sürekli çalıştıkları firmaların katıldıkları fuarlara göre mekandaki benzerlikler/farklılıklar tartışılmış,

* Ulusal ve uluslarası fuarlarda stand tasarımına yansıyan benzerlikler/farklılıklar sorgulanarak küresel boyuttaki etkiler araştırılmıştır.

Beşinci bölümde ise, örnek analizleri ve alan çalışmalarının sonuçlarını değerlendiren bir tartışma yapılmıştır. Elde edilen tüm veriler ile beraber küreselleşme, tüketim kültürü ve iç mekân tasarımı ara kesitinde fuar standları ve fuarların küresel bir iletişim platformu olması durumu tartışılmıştır. Araştırma ile birlikte küreselleşme ve iletişim bağlamında irdelenen örnek üzerinden konu alanında güncel bir perspektif sunmak hedeflenmektedir.

ABSTRACT

Today, fair interior spaces become rapidly growing global communication platforms along with being commercial marketing tool. Especially international trade fairs are places of communication which can be reached to the large masses. In this research, international activities, which have been encountered as an effective communication way in the global manner and brought the whole world together, came out with the search opinion of fair interior spaces as the tool of this communication. The aim of the study is to make research about how international fairs have been affected as a result of globalization in the ever-changing and developing world as well as general design principles of exhibited products and fair interior spaces, and present a current perspective about the subject. Within this study, it is discussed that the fair become a global communication platforms and also fair stands and fairs are analyzed with a critical approach within the intersection of globalization, consumption culture and interior design through samples. As a methodology, firstly literature research related to international fair activities, stand designs, globalization and consumption, and communication subjects was conducted. The sample and historical research on international fairs in Turkey and abroad were conducted. As the second stage, the one on one interviews were made with the design firms, which make stand design for international fairs and are selected within the scope of study in Turkey. As a case study, a detailed sample analysis has been carried out by making one on one interviews with the company executive and a suitable observation at the Salone del Mobile’2016 International Furniture Fair, which was held in Milan in April 2016 with the support of İTÜ Scientific Research Projects (BAP) unit as field work and ranks among the most important international furniture fairs today.

In the first part of the study, the purpose of the research was expressed; scope and methods of the subject are explained. In the second part, the concepts of globalization, consumption and communication, and their processes are discussed. The relationship between brand, interior space and corporate identity has been handled within the context of these concepts. The spatial effects of globalization at different scales have been researched and discussed through examples.

The identification of exhibitions and fair events, the examination of historical processes and types constitute the third part. In this context, the importance of stand design and design criteria were explored of international fairs and international fairs held in Turkey and in the world. The fairs and fair stands defined the situation, which is a mediator conveying the corporate identity and messages of the space to target receivers of place, and were evaluated as spatial communication tools. In this sense, it becomes important about that how the fair stand design and design criteria are shaped.

In order to be able to make this discussion, face to face talks were held with two design companies which are designing stands for international fairs in Turkey in the scope of this study.

In the fourth chapter, the field study, which aims to examine international fairs as global events, are included. In the scope of the field study, Milan International Furniture Fair "Salone del Mobile", which became a famous event in the world in 2016, was visited and suitable examinations and observations were made. A survey was conducted with the participant companies in the fair, which was held during the Milan Design Week. According to survey study, the questions were asked about;

* Evaluation of participation continiuty in Salone del Mobile Fair

* Evaluation of common factors in terms of participant companies in shaping exhibition spaces

* Questioning of the differences and similarities among participant companies on a global scale

* Evaluation of the fair within the Milan Design Week

* Review of participant company experiences

In addition to this, a detailed analysis of the stand designs in the Salone del Mobile Fair, which was discussed in the scope of the study, was made and evaluated together with the data obtained by the survey study in relation to the concepts of globalization and communication.

In this context, the interviews which the survey questions were directed to were conducted with both participant companies and design firms.

As part of the interviews;

* The participating reasons and expectations of participant companies to the international companies were reseached

* In the international fairs, the effects of the themes on the product, hence the stand design was evaluated

* In the international fairs held in different countries, it has been questioned about how the cultural or other factors affect the stand design

* It has been examined about that how country identity and corporate identity are reflected to the exhibition space.

* In the interviews made with the stand design companies, the similarities /differences have been discussed according to the fairs that the companies continuously worked together participated

* The effects on the global dimension were analyzed by questioning the similarities / differences reflected to the stand design at national and international fairs.

In the fifth section, a discussion, which evaluates the results of sample analyzes and field studies, was held. It has been argued that there are fair stands and a global communication platform of the fairs in the cross section of globalization, consumption culture and interior design together with all the data obtained. It is aimed to present a current perspective in the subject area through the sample which is examined in the context of globalization and communication with this research.

Yazar: Ayşe İmre ÖZGEN 418121002 imreacikkan@hotmail.com

Danışman: Doç.Dr. Emine GÖRGÜL

Tezin Adı: T.C. Sağlık Bakanlığı TRSM-Toplum Ruh Sağlığı Merkezlerinin Mekânsal Açıdan Değerlendirilmesi Ve TRSM Tasarım Rehberi Önerisi / Turkish Republic Ministry of Healthc Spatial Evaluation of CMHCS-Community Mental Health Centers and CMHC Design Criteria Proposal

ÖZET

Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ/WHO-World Health Organization) “tam bir fiziksel ve ruhsal iyi hâl durumu” olarak tanımladığı ruh sağlığı; bireyler, toplumlar ve ülkeler için büyük önem taşımaktadır. Bu öneme vurgu yapan, ülkeleri sağlık politikaları ve planlarına ruh sağlığını da dahil etmeleri yönünde teşvik eden DSÖ’nün çabalarına cevap veren Türkiye’de, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı(TCSB) tarafından, 2011 yılında, 2011-2023 yıllarında geçerli olmak üzere “Ulusal Ruh Sağlığı Eylem Planı” yayınlanmıştır. Ulusal Ruh Sağlığı Eylem Planı’nda, ağır ruhsal hastalıkların tanı ve tedavisi için hastane temelli hizmet modelinden uzaklaşılıp, toplum temelli hizmet modeline geçiş yapılması gerektiği, ancak kaynak yetersizliği sebebiyle bir ara model olan toplum-hastane denge modeline geçiş yapılacağı belirtilmektedir. Toplum-hastane denge modelinde hastane temelli yaklaşım Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastaneleri (RSHH) tarafından korunurken, Toplum Ruh Sağlığı Merkezleri (TRSM) toplum temelli modele geçişin ilk adımını oluşturmaktadır.

2011 yılında yayınlanan ve 2014 yılında revize edilen “TRSM Yönergesi” ile açılmaya başlanan TRSM’lerin hedef kitlesi ağır ruhsal bozukluğu olan ve hastanede tedavisini tamamlayıp taburcu olmuş hastalar olmakla beraber, TRSM’ler üzerinden bu hastaların kayıt altına alınması, günlük tedavileri ve tedavi takipleri, iş-uğraş terapileri ve mesleki kurslarla topluma kazandırılmaları ile, yakınlarının ihtiyaç duydukları destek ve eğitimin verilmesi amaçlanmaktadır.

Bu çalışma, TRSM Yönergesi’nde TRSM’lerin fiziksel özellikleri ve mekânsal ihtiyaçlarının çok yetersiz bir biçimde ifade edildiği, halbuki TRSM tasarım kriterlerinin TRSM kullanıcılarının psikolojileri, verimlilikleri ve sağladıkları fayda açısından çok önemli olduğu tezinden ortaya çıkmıştır. Çalışma kapsamında, TRSM’lerin fiziksel ve mekânsal ihtiyaçlarının belirlenmesi ve bu ihtiyaçlar doğrultusunda, TRSM tasarım kriterleri önerisinin oluşturulması amaçlanmıştır.

Araştırma sürecinde niceliksel ve niteliksel yöntemlerin bir arada kullanıldığı karma bir yöntem kullanılmıştır. Öncelikte kapsamlı bir literatür taraması yapılarak ruh sağlığı uygulamaları, tarihi ve örnekleri hakkında bilgi toplanmıştır. Daha sonra İstanbul Anadolu Kuzey Kamu Hastaneleri Birliği (İAKKHB) bünyesindeki Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi (RSHEAH)’ne bağlı iki TRSM seçilerek (Beylerbeyi TRSM ve Sultanbeyli TRSM) saha çalışması yapılmıştır. Seçilen TRSM’ler öncelikle mekânsal koşullar ve kullanıcılar açısından niceliksel olarak incelenmiş; planlar, yapısal durum, kullanıcı istatistikleri gibi sayısal veriler toplanmıştır. Daha sonra niteliksel incelemeye geçilmiş ve TRSM kullanıcıları olan hastalar, hasta yakınları ve sağlık personeliyle yarı-yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Bu görüşmelerde kullanıcılara, TRSM’lerdeki deneyimlerinden yola çıkarak konum, mekân örgütlenmesi, iç mekân konfor koşulları ve mekân donatılarıyla ilgili önceden hazırlanmış sorular sorulmuştur. Yapılan görüşmeler deşifre edilerek, deşifre metinleri içerik analizi yöntemi ile analiz edilmiştir. Analiz sonucunda elde edilen veri setine kodlama yapılmış ve kodlar gruplanarak sınıflandırılıp temalar elde edilmiştir. Son olarak temalar değerlendirilerek sonuç bulgularına ulaşılmış ve TRSM’ler için tasarım kriterleri önerilmiştir.

Çalışmalar sonucunda ulaşılan bulgular, örnekler üzerinden hâlihazırdaki TRSM’lerin mekânsal ve fiziksel açıdan birçok eksikliğe sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Bu eksikliklerin, gerek mevcut yapıların yapısal ve mekânsal imkânsızlıkları, gerekse yönergede yetersiz olarak açıklanan veya hiç bulunmayan ihtiyaç programı sebebiyle oluştuğu gözlenmiştir. Mekân örgütlenmesi, iç mekân konfor koşulları ve mekân donatıları başlıkları altında; TRSM’lerin konumları, ulaşılabilirliği, mekân boyutları, plan kurgusu, mekânsal nitelikleri, mekân organizasyonu, donatı özellikleri, aydınlatma ihtiyaçları, iklimlendirme ihtiyaçları, kullanılan renkler ve malzemeler, yapılan etkinlik ve aktiviteler, güvenlik gibi konulardaki eksiklikler ve gereksinimler; yapılan gözlemler, görüşmeler ve analizler sonucunda ortaya konmuştur. Sonuç olarak bu çalışmada TRSM tasarım kriterlerinin kullanıcıların psikolojileri, verimlilikleri ve sağladıkları fayda açısından çok önemli olduğunu doğrulanmış, mevcut veya gelecekte kurulacak TRSM’ler için rehber oluşturabilecek nitelikte tasarım kriterleri önerilmiştir.

ABSTRACT

World Health Organization (WHO) defines mental health as “a complete wellbeing of mental and physical status”, which carries a great importance for individuals, societies and countries. As a response of pursuing efforts of WHO, emphasizing the importance and encouragement of countries to include mental health in their health politics and plans, Turkish Republic Ministry of Health has launched the ‘National Mental Health Action Plan’ that would be valid between 2011 and 2023. Within the scope of this action plan, transition from hospital based mental healthcare system model approach through community based mental healthcare system approach for the diagnostics and treatment of severe mental disorders has been declared obligatory and urgent. However, lacking necessary resources for a direct transition to community based system, a balanced community-hospital based mental healthcare system model has been preferred to establish the new mental healthcare system in Turkey. In balanced community-hospital based mental healthcare system model, hospital based approach is preserved by psychiatric hospitals, whilst the first step into community based mental healthcare system is considered Community Mental Health Centers (CMHC).

In the CMHC Regulation published in 2011 and revised in 2014, the target group of CMHCs has been defined as patients with severe mental disorders, who have been released from psychiatric hospitals after having the necessary treatment. The aim of CMHCs has been determined as registering those patients, following their daily based treatments and medication, encouraging integration of patients to the society by occupational therapies and various trainings and lastly providing patients’ relatives the training and support they need.

The starting point of this study is the thesis that criteria of CMHCs are crucial in terms of psychology, productivity and benefits for user groups, which are patients, patients’ relatives and staff; however physical features and spatial requirements of CMHCs are not explained in a clear and detailed way in CMHC Regulation. Therefore, the objective of this study is to define the physical and spatial needs of CMHCs and eloborating with these, to generate a design criteria set for CMHC.

Thus, during this study, a mixed research bethod of both quantitative nd qualitative approaches are deployed respectively accompagnied with literature review. Inıtially the existing literature has been widely reviewed for current mental healthcare systems, historical aspect and other examples. Afterwards, two CMHCs (Beylerbeyi CMHC and Sultanbeyli CMHC), which are affiliated with Erenköy Psychiatric Hospital are chosen as cases for further research in field study. Then, as quantitative phase, the numeric data regarding user groups, spatial organization and physical spatial needs are observed and analyzed. Later on, within the scope of the qualitative phase, semi-structered interviews are held with the users which are patients, patients’ relatives and working staff in order to gain data about their spatial experiences, thoughts, needs and expectations. These interviews are analyzed by decoding these interviews and using content analysis method on transcripted texts. Data set derived from the content analysis that are grouped and coded and then by classifying those codes, themes are created. In conclusion, themes are evaluated and final outputs are produced as CMHC design criteria proposal.

Final outputs that are derived from the study show that current CMHCs have many deficiencies about physical and spatial conditions. The main reason for these defincies are observed as the lack of adequate information in CMHC Regulation as well as the physical restrictions within the existing conditions. Deficiencies and requirements about subjects such as location, accessibility, spatial dimensions, spatial organization, illumination and noise characteristics, colors and material selections, security features etc. are all revealed from the observations, interviews and analysis under headlines as spatial organization, interior design elements and comfort conditions, spatial fittings. Finally, the thesis of “Design criteria of CMHCs are crucial in terms of psychology, productivity and benefits for user groups which are patients, patients’ relatives and staff.” has been confirmed through this study and a design criteria proposal has been generated to be used as a guideline for existing and further developed CMHCs.

Yazar: Ayçin BALCI 418101001 aycinbalci@yahoo.com

Danışman: Prof.Dr. Hasan ŞENER

Tezin Adı: Sürdürülebilir Tasarımın Otel Odalarının Niteliklerine Etkisinin İncelenmesi – Türkiye’deki Oteller Örneği / The Examination of the Effects of Sustainable Design to Hotel Rooms’ Quality: Example of the Hotels in Turkey

ÖZET

Sürdürülebilirlik, bugünün ihtiyaçlarını, gelecek nesillerin ihtiyaçlarınıda göz önüne alınarak karşılanmasıdır. Çevre dengesi ve kalitesini korumak için yapılar da sürdürülebilir olmak zorundadır. Yapılar ve yerleşimler CO2 salınımının (küresel ısınmaya sebep olan başlıca sera gazı) %40’ından sorumludur; ayrıca su kullanımının yaklaşık %12’si, atıkların %65’i ve elektrik tüketiminin de %71’inden sorumludurlar. Böyle bir tabloda tasarımların sürdürülebilir olması artık gerekliliktir.

Turizm sektörü, insanları tüketime en çok yönlendiren sektörlerden biridir. 365gün 7/24 hizmet veren bu sektör kuruluşları, pazar paylarını korumak için her zaman yenilikçi olmak ve yeni ürünler sunmak zorundadır, bu da onları tüketimi desteklemeye iter. Tezin amacı tüketimin bu kadar çok olduğu turizm sektöründe, sürdürülebilirliği tasarıma entegre eden yapıların incelenmesi ve sürdürülebilir yapıların, diğerleri ile olan farklılıklarının ortaya konmasıdır. Bu amaçla Türkiye’deki sürdürülebilir turizm yapıları ele alınmıştır.

İlk bölümde araştırmanın konusunun seçimine etki eden nedenler yer almakta ve araştırmanın konusu, kapsamı ve yöntemi açıklanmaktadır. Araştırmanın konusu, kapsamı ve yöntemi açıklanmıştır.

İkinci bölümde araştırmanın temeli olan sürdürülebilirlik, sürdürülebilir tasarım kavramları incelenmiştir. Sürdürülebilirlik kavramının, 1970’te ortaya çıkışından günümüze kadar olan gelişimi açıklanmış ve sürdürülebilir sertifika sistemleri ele alınmıştır. Türkiye’de en sık rastlanan sertifika sistemleri, LEED ve BREEAM, detaylı olarak incelenmiştir. Türkiye’de yer alan sertifika almış oteller LEED sertifikasına sahip olduklarından, LEED puan sistemi detaylı olarak aktarılmış ve iç mekan ile ilgili maddelerin özellikleri açıklanmıştır.

Üçüncü bölümde otel kavramı, ilgili yönetmeliklerde otel odalarını etkileyen maddeler ele alınmıştır. Ayrıca sürdürülebilir tasarım stratejisi geliştiren oteller ve bu otellerin sürdürülebilir yaklaşımlarının detayları verilmiştir. Sürdürülebilir yaklaşıma göre tasarlanan otellerin, tasarım açısından hangi özellikleri içermesi gerektiği ayrıntılı olarak incelenmiştir.

Dördüncü bölümde ise sürdürülebilirlik sertifikası almamış 5 otel ile sürdürülebilirlik sertifikası almış olan 5 otel odaları incelenmiştir. Türkiye’de yer alan sürdürülebilir yaklaşıma göre tasarlanmış ve sertika almış oteller baz alınmıştır. Karşılaştırma yapabilmek için, sertifika almamış otellerde benzer özellikteki oteller arasından seçilmiştir.

Tezin son bölümünde, dördüncü bölümde ele alınan sürdürülebilir oteller ile sürdürülebilir olmayan otellerin niteliksel özellikleri tablolaştırılmış ve oda tasarımlarının farklılıkları tespit edilmiştir. Aynı zamanda karşılaştırması yapılan bu otellerin ortak yönleri de belirtilmiştir. Bu bölümde, İlk dört bölümde incelenmiş olan konuların değerlendirilmesi yapılmış, sürdürülebilir tasarım ve sertifika sistemlerinin, otel odalarının iç mimarisine etkisi incelenmiştir.

ABSTRACT

Sustainability is to meet the needs of today without damaging the needs of the future generations. To protect balance and quality of nature, the buildings must also be sustainable. Buildings and settlements are responsible from %40 of CO2 emission (the main greenhouse gas which is responsible from global warming). Moreover, they are responsible from %12 of water consumption, %65 of waste and %71 of electricity consumption. In this context, to be sustainable design is imperative.

Tourism industry is one of the sectors that leads to consumption. It operates 365 days a year, 7 days a week, 24 hours a day and to be protect their market share, they provide quality service and innovatory design. For this reason, they support the consumption. The research interest is the hotels which integrate sustainability to design and to find the difference between sustainable hotels and others.

In the first section, the aim of the research is explained and then, research subject, scope of research and research method are described.

In the second section, notions (sustainability, sustainable design) which are the basis of research are described. The development of sustainable notion was examined from 1970 to today. At the end of the section, international certification systems are given in detail.

LEED and BREEAM certifications are situated in Turkey commonly. Therefore, these two rating systems are given in detail more than other systems. Because certificated hotels in Turkey have LEED rating score, LEED rating system is given detailed. Items about features of interior design are explained.

In the third section, the word of hotel and the items in the regulations effecting interior design of hotels are handled. Besides, hotels which have sustainable strategies and their sustainable strategies are researched into. What sustainable hotels should contain in terms of design are researched into at the end of the section.

In the fourth section, 5 uncertificated hotels and 5 certificated hotels are compared to one another. Sustainable hotels in Turkey are taken into consideration. To be able to compare, similar hotels are chosen for uncertificated hotels. Introductory information are given for 10 hotels building. It’s explained that why 5 hotels are described as sustainable hotels. Hotel rooms are compared items below this;

Room Form

- Room Measures

- Furnitures and their locations

- Lighting and window opening

- Floor finishes

- Wall finishes

- Room’s wet areas and their fittings

To be able to compare basic datas of two types of hotels are formed. Also, sustainable hotels’ LEED certification ratings are given and are examined effects to room.

It is determined that common and different points of two types of hotels. Matters in the first five sections, and sustainability and certification systems effects to interior design of rooms are evaluated.

To be able to find differences, one evaluation systems are chosen. To choose the system, hotels in Turkey were examined and it was understood, certificated hotels in Turkey are examined by LEED rating systems. Therefore, LEED rating system is based on this research.

4 urban and 1 vacation certificated hotels and 4 urban and 1 vacation uncertificated hotels are compared. They are chosen between same star hotels and same features.

Hotels in Turkey which have LEED certification got the thumps up at items by

- “ Water Use Reduction”,

- “Controllability of Systems – Lighting”

- “Low-Emitting Materials: Paints and Coating”.

At the end of the research, it was clearly understood that user-friendliness and user comforts is main priority at the rooms and therefore difference between two types hotels are not uncertain.

In the LEED certification systems, only 17 points is about interior design but other areas (restaurants, lobbies, etc.) also effect to these 17 points. However two types hotels found a common ground about room interior design. Visual perceptions of users are similar. The form of rooms is rectangular and at all rooms, the façade side of room is the narrow side of rectangular. The façade openness is as much as big. This also effect to furniture settlement. Furniture settlements are similar because of using daylight.

The finishes of furniture are same at the visual perception of users. Both of certificated and uncertificated hotels, users see natural finishers at the room. The settlements of rooms are similar.

Wetted areas are near the center of building and away from façade. The certificated hotels get the thumps at the item of “ Water Use Reduction”, this means that equipments of certificated hotels which reduce the usage of water are chosen. Both of certificated and uncertificated hotels, lightings are similar. Usage of lighting fixtures are similar. All hotels have the zoning light systems. Therefore, the difference of two type of hotels are not specific. It was clearly understood that if main aim is found the difference between certificated and uncertificated hotels out, the systems (ventilation systems, water and greywater systems, etc. ) will be utilized. In the LEED rating systems, they effects the score more than the interior design.

It could be said that the LEED certification leads limited to the architect about design, especially floor plans. The LEED certification system can be improved the project design so the architect could follow the steps of sustainable project design via certification systems. When certificated hotels’ rooms plans were compared to uncertificated hotels’ rooms plans, there is not difference in rooms’ plans except size. The obvious feature of these hotels plans is form.

2015 

Yazar: Tuğba YILMAZ KARAASLAN 418121010 tbakaraaslan@gmail.com

Danışman: Doç.Dr. Deniz A.KANOĞLU YAZICIOĞLU

Tezin adı: Açık Plan Ofislerde Akustik Konfor Açısından İç Mekan Tasarım Başarımının Artırılmasına Yönelik Bir Veri Tabanı Modeli / A Database Model to Increase Interior Design Success for Acoustic Comfort in Open Offices

ÖZET

Ofisler, içerisinde geçirilen süre açısından, insan-mekan ilişkisi ile ilgili ayrı bir öneme sahiptir. Bu nedenle ofis iç mekan tasarımı ve çalışan performansı arasındaki ilişki, uzun yıllardan bu yana üzerinde araştırmaların yapıldığı önemli bir alan olmuştur. Bu kapsamda, birçok kurum personel verimliliklerini artırabilmek için yeni tasarım ve teknikler denemiştir. Başka bir ifadeyle, çalışanların ofis iç mekan tasarımına ilişkin memnuniyeti, performans açısından etkin bir gösterge olarak kabul edilmekte ve bir kuruluşun başarısında önemli bir faktör olarak ön plana çıkmaktadır. Bu bağlamda tezin ana çalışma alanının “Türkiye’de ofis iç mekan tasarımı ve çalışan performansı arasındaki ilişki” olmasına karar verilmiştir. Ülke olarak Türkiye’nin tercih edilme nedeni ise, yapılan araştırmalarda farklı ülkeler içerisinde en uzun süre çalışılan ülke olarak ilk sırada yer almasıdır.

“Türkiye’de ofis iç mekan tasarımı ve çalışan performansı arasındaki ilişki” olarak belirlenmiş olan tez ana çalışma alanına ait ele alınacak ve çözüm önerisi geliştirilecek problemin, başka bir ifade ile tezin kapsam ve amacının belirlenmesi için iki aşamalı bir çalışma yapılmıştır. İlk aşamada, tez kapsamının belirlenmesi için çalışmanın sınırlandırıldığı “ofis plan tipi” nedenleri ile tariflenmiştir. Çünkü, her bir farklı ofis plan tipi farklı ihtiyaçlara, statülere ve çalışma tutumlarına sahip çalışanların gereksinmelerinin karşılanması ve buna bağlı olarak performanslarının artırılması amacıyla şekillenmektedir. İkinci aşamada ise, ilk aşamada belirlenmiş olan ofis plan tipi için, çalışan performansını etkileyen iç mekan tasarımı ile ilgili faktörler belirlenmiştir. Elde edilen tüm sonuçlar sistematik bir biçimde değerlendirildiğinde ise, tezin kapsam ve amacı, “Açık Plan Ofislerde Akustik Konfor Açısından İç Mekan Tasarım Başarımının Artırılmasına Yönelik Bir Veri Tabanı Modeli” önerilmesi olarak ortaya konulmuştur.

Belirlenen bu kapsam ve amaç doğrultusunda tez çalışmasının metodolojisi olarak; ilk aşamada, açık plan ofislerde akustik konfor açısından iç mekan tasarım başarımının artırılması konusunda daha önce yapılmış olan tez çalışmalarının ulusal ve uluslararası düzeyde incelenmesi amacıyla literatür araştırması yapılmış ve elde edilen sonuçlar değerlendirilmiştir. Daha sonra, açık plan ofislerde akustik konfor açısından iç mekan tasarım başarımının artırılmasına yönelik veri tabanı modeli önerisinde bulunulmuştur.

Tez kapsamında önerilen veri tabanı modelinin temel amacı; bu konuda yapılmış akademik çalışmalar ile sektördeki gelişmeler arasındaki bağın kurulması ve ilgili kişiler tarafından söz konusu bilgilere erişimin sağlanmasıdır.

Tasarım ve uygulama yapan bir iç mimar, söz konusu veri tabanı modelini kullanarak, açık plan ofislerde akustik konfor açısından iç mekan tasarım başarımının artırılmasına yönelik, çeşitli bilimsel çalışmalar sonucunda ortaya konulmuş olan literatürdeki tasarım kurallarına ulaşabilecek ve bunları projesinin farklı evrelerinde kullanabilecektir. Ayrıca kullanıcı, veri tabanındaki tasarım kuralları ile ilgili, sektörde çözüm olarak sunulan ürün ya da malzemelere ait bilgilere ulaşabilecektir. Başka bir ifade ile hangi tasarım kuralını hangi malzeme ya da ürün ile gerçekleştirebileceğini görecek ve bunlara ait firma bilgilerine erişebilecektir.

Sözkonusu veri tabanı, akustik konusunda çalışan bir akademisyen tarafından kullanıldığında, kişi açık plan ofislerde akustik konfor ile ilgili yapılmış bilimsel çalışmaların tümüne belirli bir sistematik içerisinde ulaşabilecek ve bilimsel çalışmaların hangi konularda yoğunlukta olduğunu, hangi konularda olmadığını tespit edebilecektir. Bu durum, akademik olarak daha doğru çalışma konularının belirlemesine yardımcı olacaktır. Ayrıca, akademisyen bilimsel çalışmaların sektördeki hangi ürün ya da malzemelerle eşleştiğini görebilecek ve kendi bilimsel çalışmalarını veri tabanına yükleyerek, çalışma konusu ile ilgili sektörel bağı kurabilecektir.

Sektörde akustik konusunda çalışan firmalar ise, veri tabanı sayesinde kendi satış hattında olan ürün ya da malzemelerle ilgili yapılmış olan bilimsel çalışmaları takip edebilecek ve bunları AR-GE ürün geliştirme çalışmalarında kullanabilecektir. Ayrıca, yeni ürünleriyle ilgili bilgileri veri tabanına girebilecek ve bu bilgiler ile akademik çalışmalar arasındaki bağı kurabilecektir.

Önerilen veri tabanı modeli sayesinde, tasarım kural sınıfları bazında kayıt sayısı, ürünler bazında tasarım kuralları sayısı vb. birçok farklı istatistiksel sonuç elde edilebilecek ve elde edilen sonuçlar grafik araçlarıyla görsel olarak raporlanabilecektir. Bu tür sonuçlar ise gerek akademik, gerekse sektörel düzeyde farklı amaçlara yönelik kullanılabilecektir.

Tez çalışmasına ait belirtilen sürecin tamamı Ek A’da akış diyagramı olarak gösterilmektedir.

ABSTRACT

Considering the time spent in the offices; offices have a unique importance for human-space relationship. Therefore; relationship between office interior design and emloyees’ performance has been an important research area for many years. Within this scope, many institutions tried new design and techniques in order to improve employees’ performance. In other words, office worker’s satisfaction with the office space is deemed as an import factor on the success of an organization and an effective performance indicator. In this context, the main study area of the thesis has been decided as “The relationship between office interior design and employee performance in Turkey”. The reason for the choice of Turkey as a country is that it ranks on the top among different countries with the highest weekly average working hours.

A two–phase study has been conducted to define the scope and purpose of the problem, that will be discussed and will propose solution suggestions for the main study area of the thesis defined as “The relationship between the office interior design and employee performance in Turkey”. At the first stage; the reasons for the necessity to limit the thesis with which “office plan type”, for the sake of defining the scope of the thesis, have been described. Because; each different office plan type is shaped to meet the requirements of the employees with different requirements, status and working attitudes and to increase their performance accordingly. In the second stage; the factors related with the interior space design, for the office plan type specified in the first stage, affecting the emolyees’ performance have been specified. When all the obtained results are evaluated systematically, the scope and the aim of the thesis have been recommended as the suggestion for “A Database Model to increase Interior Design Success for Acoustic Comfort in Open Offices”.

Within the scope of this specified content and purpose; as the methodology of the thesis study, at the first stage, literature research has been made for reviewing the thesis studies conducted on national and international level about improving the interior for acoustic comfort in open offices and the obtained results have been evaluated. Then; a database model has been suggested to increase the success of interior space design for the acoustic comfort in open offices.

The main aim of the database model suggested within the scope of thesis is establishing the link between the academic studies made on this issue and the developments in the sector and to ensure the access of relevant people to this information.

An interior architect involved in design and implementation will be able to reach to design rules in the literature; which have been put forward as a result of the several scientific studies on increasing the success in interior space design for acoustic comfort in open offices; and he/she will be able to use these in different phases of his/her Project. Besides; relevant to the design rules in the database, the user will be able to access the data of products or materials that are sold in the sector. In other words; he/she will be able to see which design rule can be realized with which material or product and he/she will be able to access the details of the firms related with these.

When the database is used by a scholar working on acoustic issue; the person will be able to systematically reach all scientific studies about the acoustic comfort in open offices and he/she will be able to see the issues concentrated on or the ones that are not concentrated during the scientific studies. This will help to deterimine the subjects of academic study more accurately. In addition; the user will be able to see which products or materials in the sector match to the scientific studies.

With this database; companies in the sector, which work on acoustic issues, will be able to follow the scientific studies on the products or materials in their own sales line and they will be able to use them in their R&D product development studies. Also; they will be able to upload the information about their new products to the database and establish the link between this information and academic studies.

As an addition to all these; it will be possible to obtain different statistical outputs such as graphs on the number of records on the basis of design rules classes, graph of the number of design rules on the basis of products etc. Such outputs may be used for different purposed both in academic and sectorel level.

All of thesis process is shown as flow diagrams in Appendix A.

Yazar: Sıla Burcu BAŞARIR 418121009 basarirs@itu.edu.tr

Danışman: Öğr.Gör.Dr. Müge BELEK FIALHO TEIXEIRA

Tezin Adı: Urban Interior: Taksim Square and Cumhuriyet Street Underpass / Kentsel İç Mekan: Taksim Meydanı ve Cumhuriyet Caddesi Altgeçidi

ÖZET

İç mimari tasarım disiplini üzerine yapılan teorik ve pratik çalışmalar, genellikle iç mekan tanımını varolan yapıların iç hacimlerini temel alarak oluşturagelmişlerdir. İç mekanların atmosferi, mekan içinde ve mekanlar arası kurgusu, ergonomik koşulları, altyapı çözümleri iç mimari tasarım denilince akla ilk gelen çalışma alanlarıdır. Söz konusu mekan varolan yapıların dışında, örneğin bir kent dokusunda yer aldığında, iç mimari tasarım yaklaşımının bu mekanla bir ilişkisi olmadığı varsayılır. Fakat günümüz yüksek teknoloji ürünü yapıları ve hızlı gelişim, mekanların insanla olan ilişkileri üzerine çalışan iç mimari tasarım disiplinini önemli bir konuma taşımıştır. Kentsel çevrede yaşayan insanların oranının hızla arması, özellikle bu çevrenin insan ile kurduğu karşılıklı ilişki ve etkileşimlerin önemini yadsınamayacak derecede arttırmıştır. Böylece kentsel çevrede insan ölçeğinde, insan bedeni ve algısını ön plana alan ve birincil olarak bu etmenlerle ilgilenen iç mimari tasarım yaklaşımı gerekliliği meydana çıkmıştır. Bu tez çalışması, kentsel çevreye odaklanarak iç mekan kavramına görece deneysel bir yaklaşım sunma çabasıdır. Tezde iç mekan tanımı yapılırken, bulunduğu lokasyondan çok, ölçek farklılıklarının ve algısal niteliklerin belirlediği bir mekansal sınırlama üzerinden açıklanmıştır. Bu amaçla, kentsel çevrede kişinin algıladığı mekansal etkenler insan bedeni üzerinden, ölçek ve duyusal bileşenler bağlamında irdelenerek, bu çevrelerde 'kentsel' iç mekan olarak tanımlanabilecek mekansal oluşumların varlığı sorgulanmıştır.

Tez çalışması ile ilgili açıklanması gereken bir başka nokta ise, tezin amacının iç mimari tasarımcıları genel anlamda kabul gören iç mekan önkabullerini ve sınırlarını yeniden ele almaya ve bu önkabulleri zorlamaya teşvik etmektir. Şehir planlama ve peyzaj mimarlığı gibi kentsel çevre üzerine çalışmalar yapmak amacı ile kurulmuş disiplinlere müdahale etmekten kaçınılmaya çalışılırken, aksine bu disiplinlere iç mimari tasarım disiplinini zenginleştirmek amacıyla disiplinler arası bir yöntem ile başvurulmuştur. İlk bölümde, insan bedeninin mimari mekan tasarımındaki etkileri, insan bedeninin oranları ve ölçülerinin çeşitli mekansal yorumları incelenmiş, bu yorumlardan hareketle bedenin mekan tanımı üzerindeki rolü açıklanmış ve iç mekan özelinde yorumlanmıştır. İlerleyen başlıklarda, beden ve duyular üzerinden insanın mekansal algısı, bu algı türlerinin yarattığı mekansal sınır hissiyatı incelenmiş, iç mekan kavramı bu sınırlar üzerinden tartışılmıştır. Tüm bu tartışmalar, her başlık altında kentsel çevreden örnekler ve görsellerle pekiştirilmiştir.

Tezin ikinci bölümünde, ilk bölümde açıklanan kentsel iç mekan tanımını pratikte sorgulamak ve güçlendirmek amacı ile tasarlanan kentsel iç mekan konsept projesi için seçilen proje alanı olan Taksim Meydanı ve Cumhuriyet Caddesi Altgeçidi, tarihsel süreçleri ve yakın zamandaki kentsel dönüşümleri ile ele alınmıştır. Bu başlık altında Cumhuriyet Caddesi Altgeçidi'nin oluşumu ve son durumu, nedenleri ve sonuçları ile tartışılmıştır. Bölüm sonunda meydan ve altgeçidin mekansal problemleri ilk bölümde yapılan kentsel iç mekan tanımı üzerinden ele alınmıştır.

Tezin son aşamasında, Taksim Meydanı ve Cumhuriyet Caddesi Altgeçidi'ne ait iki kentsel alanı dikey düzlemde birbiri ile iç mekan ölçeğinde ilişkilendirecek ve bu iki büyük alanı kent dokusunda kullanıcılar için mekansal anlam ve potansiyel kullanım alanları oluşturacak bir kentsel iç mekan konsept projesi geliştirilmiştir. Geliştirilen proje, meydan ve altgeçit arasındaki zemin katmanına insan bedeni ölçeğinde yapılan bir müdahale ile mekanlar arasında algısal bağlantıların oluşmasını ve meydan ve altgeçit için kentsel bir simge oluşturulmasını amaçlamıştır. Projenin tasarım sürecinde yapılan analizler hesaplamalı tasarım yöntemlerinden de faydalanılarak form oluşumunda Rhinoceros Grasshopper eklentisi kullanılmış, plan şeması ağırlıklı olarak sayısal ortamda oluşturulmuştur. Üçüncü boyuttaki kararlar ise insan bedeni temel alınarak tanımlanan kentsel iç mekan hissiyatını oluşturacak şekilde tasarımcı tarafından alınmıştır. Tasarım sürecinde fiziksel modellerden de faydalanılarak, 1/500 ölçekte ele alınan üç boyutlu yazıcı ile üretilmiş maket, formun fiziksel dünyada nasıl bir karşılığı olacağı, özellikle ışık ve gölge ile ilişkisi gözlemlenmiştir.

Tez çalışmasının sonucunda, varolan iç mekan tanımlarına yeni bir bakış açısı ile 'kentsel iç mekan' kavramı beden ve algı üzerinden tanımlanarak eklenmiş, disiplinler arası yaklaşımların mevcut disipliner çalışmalara sağlayabilecekleri katkılar ortaya konmuştur. Tezin diğer bir katkısı ise, kentsel dokuda yer alan Taksim Meydanı gibi önemli bir alanın günümüzde içinde bulunduğu problematik duruma iç mimari tasarım yaklaşımı ve hesaplamalı tasarım yöntemleri kullanılarak yeni bir öneri getirilmiş, bu bağlamda örnek ve özgün bir kentsel iç mekan projesi tez kapsamında ortaya konmuştur.

ABSTRACT

Interior architectural design is considered to be focusing on interior spaces in the built environment together with their atmosphere, spatial configuration, ergonomics and infrastructure. However, these interior spaces are thought to be in buildings; when it comes to an outdoor space or an urban environment, it is assumed that the design of that space is not in the scope of interior architectural design. However, the high-tech constructions and fast developments of our age brought the interior architectural design discipline to a crucial place as it is concerned with space and its interrelation with human. The increasing population in urban environment brought the question of relation and interaction of these urban spaces' with humans into an undeniable importance. Thus, the interior architectural design approach which is dealing with human body and perception in space become a necessity for urban environment.

This thesis is relatively an experimental approach on the concept of interior space; focusing on the urban environment. Interior space is thought as a matter of scale and perception, rather than a matter of location. On this purpose, urban environment is studied in relation to human scale and perception, to see whether if it is possible to mention an interior space that can also be named as 'urban'. It should be stated that this thesis' aim is to encourage interior designers to push he presumed interior space postulations. It is tried to avoid intervening other disciplines such as landscape architecture or urban planning, but to engorge interior design on them with an interdisciplinary method. The thesis begins with a literature research on human scale with human body and its perception of environment; focusing on the sense of interior space in urban situations. Every chapter continues with figures that are chosen as examples.

The second part of the thesis explains the chosen site for conceptual urban interior project which is Taksim Square and the Cumhuriyet Street Underpass with its historical development and later through the perspective of the described urban interior space explained in previous chapters. Lastly, an urban interior conceptual design proposal has been made for Taksim Square and the Underpass using parametric design methodology in order to experiment on the theoretical background with an aim of connecting two separate urban spaces vertically with a spatial context and potential usage scenarios. The conceptual urban interior project involves a human-scale intervention to the ground surface of the Square and create perceptional connections while creating an urban landmark. In the design process, Rhinoceros Grasshopper plug-in is used as parametric design tool for the form finding in two dimensional plan scheme and the third dimension decisions are taken by designer with concerns about human body and its relation with the form in order to create an urban interior space atmosphere. Physical models in 1:500 scale are produced in order to understand the form and its light and shadow effects in real world.

In conclusion, it is stated that interior spatial design and its approach on environment can also make contributions on urban space by improving perceptional qualities of these spaces. Another contribution of the thesis is achieved with Taksim Square and Cumhuriyet Street Underpass urban interior conceptual project as it revealed that an interior architectural approach with its focus on human body and perception can bring different perspectives for urban environment and its spatial problems. It is also revealed that interdisciplinary thinking in architectural studies can widen the perspective of design in different scales drastically.

Yazar: Onurcan ALBAYRAK 418121006  onurcanalbayrak@gmail.com

Danışman: Doç.Dr. S.Banu GARİP

Tezin Adı: Strateji Oyunları Mekanlarının Oyun-İnsan-Mekan Etkileşimi Bağlamında İrdelenmesi ve Bir Tasarım Önerisi / Examining Strategical Game Spaces in The Context of Game-Human-Space Interaction and A Design Proposal

ÖZET

Oyun ve oynamak, geçmişten günümüze insanlığın en önemli eğlence ve sosyal faaliyetlerinden birisi olmuştur. Bazı oyunlar geçmiş çağlardaki yapısını, ihtiyaçlarını ve mekansal anlayışını korumakta iken, bazı oyunlar ise değişim ve dönüşüm geçirmiş ve günümüz koşullarına adapte olmuşlardır. Oluşan bu adaptasyon süresince oyunun mekansal ihtiyaçları da değişim göstermektedir.

Günümüz koşullarında yoğun bir hayat temposu yaşayan yetişkinlik çağındaki birçok insan, oyuna gerekli önemi göstermemekte ve gerekli vakti ayıramamaktadır. İnsanlar, oyuna genellikle boş vakitlerini değerlendirebilecekleri bir faaliyet olarak bakmaktadırlar. Oysa ki oyun, özel olarak vakit ayırılması gereken bir etkinliktir. Yapılan psikolojik çalışmalar, oyun oynayan ve oyun oynamayan insanlar arasındaki farklılıklar ile ilgili etkileyici örnekler sunmaktadırlar. Geçmişten günümüze oyun ile ilgili olarak yapılan tanımlamaların bir çoğunda, oyunun çocukla olan ilişkisinden bahsedilmiştir. Fakat yapılan araştırmalar oyunun yetişkinler için de bir gereklilik olduğunu göstermektedir. İnsan ile ilgili yapılan bazı tanımlamalarda insan ve oyun kavramlarının birbirlerine olan bağı anlaşılmaktadır.

Tez çalışması kapsamında, oyun kavramı, oyunun tarihsel gelişimi ve oyunun insan psikolojisine olan etkileri incelenmiş ve elde edilen bu bilgiler doğrultusunda oyunun insan hayatındaki önemi irdelenmiştir. Bu sayede oyun ve oynama kavramlarının, insanın yaşantısındaki önemi ortaya çıkmıştır.

Oyun ile ilgili elde edilen bilgiler devamında, mekan algısı, mekan atmosferi, insan-mekan-oyun bağlamında sosyal etkileşim konuları incelenmiştir. Böylelikle oyuncular için mekan tasarımında dikkat edilmesi gereken unsurlar ortaya çıkmıştır. Oyun mekanları ile ilgili yapılan incelemeler ışığında, mevcut oyun mekanı kullanıcılarının görüşleri alınmış ve mevcut mekanlar gözlemlenerek deneyimlenmeye çalışılmıştır. Bu durum da tasarım kararlarının ve işlevsel kararların alınmasına yardımcı olmuştur.

Tez çalışmasının son bölümünde, bir “Kutu oyunları mekanı” tasarım örneği oluşturulmuştur. Bu çalışma sırasında oluşturulan konsepte uygun olduğu düşünülen bir yer seçimi yapılmıştır. Mekanın, işlevsel ve tasarım kararları alınırken tezin içeriğini oluşturan bilgilerden yararlanılmıştır.

Çalışmanın sonuç ürünü olarak, oyuncuların kendilerine ayırdıkları oyun vaktini en verimli şekilde kullanabilecekleri bir iç mekan tasarımı önerisi oluşturmak hedeflenmiştir. Oluşturulan bu tasarım önerisinin, gerektiğinde farklı oyun tiplerindeki kullanımlara hitap edebilecek esneklikte olması ve oyun-insan-mekan etkileşimi bağlamında belirlenen tasarım kriterlerini karşılaması amaçlanmıştır.

ABSTRACT

The notion of game and playing has been one of the most important fun activities since the beginning of humanity. Some examples of the games concerve their structure, needs and perception of space while some examples are changing and adapting to the needs of the modern-era. Besides, spatial needs of games are changing in the process of adaptation.

In scope of the current circumstances, adults who are living with stress and under intense work pressure, don’t give importance to games. For that reason, they don’t spend any time for games within their lives. Most of the adults that are playing games uses their free time. However, game is an activity which should need considerable amount of time. The researches in psychology present differences between people who play games and who do not. Most of the definitions related with games implicate the relation between children and games. However, some research findings show that game is also a need for adults.

The notion, the historical development and the psychological effects of games are examined in the scope of the thesis. The information gathered from the research helped to understand the importance of games for human life.

The issues of space perception, atmosphere of space, and social interaction are discussed in the context of human-space-game interaction. In this way the factors that are important for the design of game spaces’ are approved. The opinions of current game space users from different spaces are collected and selected game spaces are observed in the scope of this research. The design criterias and functional requirements are determined through data collected from the underlined methods.

A design proposal for board games space is created as a sample within the last part of the thesis. An ideal site is selected in connection with the concept. The information gathered from literature helped to determine the design criterias and functional decisions.

As a final product of the thesis, the design of the interior space was proposed for the purpose of providing players to use their special game time in the most efficent way. The design proposal aims to be flexible for adaptation of various game types to space, and meet the design principles for the interaction of game-human-space.

Yazar: Nurdan KARAGÜNLÜ 418101011 nurdankaragunlu@gmail.com

Danışman: Öğr.Gör.Dr. Deniz ÇALIŞIR PENÇE

Tezin Adı: Pera Levanten Konut Mirası ve Yeniden İşlevlendirilmesi Üzerine Bir Değerlendirme / An Assessment on Pera Levantine Housing Heritage and Its Refunctioning

ÖZET

Yapıldığı dönemden günümüze kadar uzanmış birer belge niteliğinde olan tarihi yapılar, korunup yaşatılarak gelecek nes illere ulaştırmakla yükümlü olduğumuz birer kültür mirasıdır. Fakat çağın değişimi ve ihtiyaçların farklılaşması ile birçok tarihi yapı yapıldıkları döneme ait işlevlerini kaybetmekte ve gündelik yaşamdan soyutlanmaktadırlar. Çoğu zaman boşaltılarak kaderlerine terkedilen bu yapılar en sonunda toplumun yeni yapı ihtiyacını karşılamak amacıyla rant baskısı altında ezilerek, yok olup gitmektedirler.

Sadece tarihi ve mimari değil, birer sosyal belge niteliğinde de olan tarihi yapıların yaşatılması, onların top luma yeniden kazandırılması, toplumun değişen ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde yeniden işlevlendirilmeleri ile mümkün kılınabilir. Bu nedenle tarihi yapıların yeniden işlevlendirilerek kentsel yaşama katılmaları, onların uzun yıllar ayakta kalmalarını sağlayacak bir koruma yaklaşımıdır.

Altı bölümden oluşan bu tez çalışmasında, Batılı yansımaların kentsel anlamda ilk hissedildiği Pera bölgesindeki kültürel ve mimari zenginliğin bir parçası olan Levanten konut mirası yeniden işlevlendirilme bağlamında ele alınmıştır.

Birinci bölümünde, tezin amacı ve kapsamı açıklanmış, literatür değerlendirmesi yapılmış ve çalışma yöntemi hakkında detaylı bilgi verilmiştir.

İkinci bölümde, yeniden işlevlendirme kavramını ve gerekliliklerini anlayabilmek adına kavramsal ve kuramsal bir alt yapı oluşturulmuştur. Ayrıca koruma-yeniden işlevlendirme ikilemi ele alınarak, yeniden işlevlendirmeye neden olan etkenler ve dikkat edilmesi gereken durumlar hakkında bilgiler derlenmiştir.

Üçüncü bölüm, Beyoğlu'nun bir kısmını kapsayan Pera'nın oluşumunun ve gelişiminin incelendiği, bölgedeki toplumsal, kültürel ve fiziksel yapıya dair derlenmiş literatür araştırmalarının sunulduğu bölümdür.

Dördüncü bölümde, Avrupai tarzda birçok yeniliği bölgeye taşıyan Levanten ailelerin bölgedeki fiziksel dokuya katkıları ile oluşturdukları konut mirası üzerine araştırmalar yapılmış ve bir kültürel miras olarak Pera konutlarına değinilmiştir. Belirlenen bölge üzerinde yapılan alan çalışmasında dönemin mimari karakterini yansıtan, 26 nitelikli konut örneği tespit edilerek bu yapılar hakkında bilgilendirmeler yapılmıştır. Bu bölüm, bir sonraki aşamada analizi yapılacak yapıların seçimi için veri sağlamıştır.

Tezin odak noktası olan beşinci bölümde, farklı işlevler ile yeniden işlevlendirilmiş dört Levanten konutu üzerinden, belirlenen yöntem doğrultusunda analizler yapılmıştır. Bu çalışma ile, yeniden işlevlendirme kapsamında yapılara uygulanan müdahalenin ölçek ve derinliği hakkında değerlendirmeler yapılmaya çalışılmıştır.

Sonuç bölümünde ise elde edilen bulgular ve değerlendirmeler çerçevesinde işlev değişikliği kavramının tarihi yapılara olan olumlu ve olumsuz etkilerine değinilerek, olumsuz etkileri azaltmaya yöne lik müdahalelerin zorunluluğu hakkında çıkarımlar yapılmış ve konu tartışmaya açılmıştır. Bu yolla yeniden işlevlendirmede dikkat edilmesi gereken husular kapsamında, çevrede dönüştürülmeyi bekleyen daha birçok yapı için öneriler oluşturulmaya çalışılmıştır.

ABSTRACT

Historical buildings that are documents that extend from the time they were built to our day are cultural heritages that we are responsible for protecting, keeping alive and conveying to future generations. However, many historical buildings lose their functions on the period they are built with the change of the era and differentiation of the needs, and are isolated from daily life. These buildings, that are generally evacuated and abandoned to their fate, eventually put upon under the pressure of surplus in order to fulfil the need of the society for new buildings and disappear.

Keeping these historical structures that are not only historical and architectural but also social and regaining them to the society are only possible by adaptive reusing them in a way that they reply the changing needs of the society. Thus, adaptive reuse of these historical structures and introducing them to urban life is a protection approach that will keep them alive for long years.

In this thesis study consisting of six parts, the Levantine housing heritage which is a part of cultural and architectural richness in Pera region where the Western reflections were first felt in urban sense was examined in the sense of adaptive reuse.

In the first part, the objective and scope of the thesis were examined, literature assessment was made and detailed information was given with regard to the study method.

In the second part, a conceptual and theoretical infrastructure was created in order to be able to understand the adaptive reuse concept and its necessities. Furthermore, the protection- adaptive reuse dilemma was examined and information was collected on the factors leading to adaptive reuse and the situations to be considered.

The third part is the part which examines the formation and development of Pera, which includes a part of Beyoğlu, and literature studies collected on the social, cultural and physical structure in the region.

In the fourth part, researches were made on the housing heritage created by Levantine families who brought many European style innovations to the region with their contribution to the physical fabric, and Pera houses were examined as a cultural heritage. In the field study carried out on the region in question, 26 qualified house samples were determined and information was given on these structures. This part provided data for the selection of the buildings to be analyzed in the following stage.

In the fifth part which is the focal point of the thesis, analyses were carried in line with the method defined on four Levantine houses that are adaptive reuse with different functions. The extent and depth of the intervention into the buildings within the scope of adaptive reuse were tried to be assessed through this study.

In the conclusion part, positive and negative effects of the concept function change on historical buildings were examined within the framework of the findings and assessments obtained, inferences were made on the necessity of the interventions aiming to reduce negative effects and the subject was opened for discussion. This way, suggestions for many more buildings awaiting for transformation in the region were tried to be generated within the scope of the issues to be considered in adaptive reuse.

Yazar: Enes Can KILIÇ 418121012 enescankilic@hotmail.com

Danışman: Doç Dr. Nilüfer SAĞLAR ONAY

Tezin Adı: Tarihi Yapilar İçin Yeniden İşlevlendirme Kriterleri Ve Ali Paşa Hani Örneklemesi / Adaptive Reuse Criteria for Historic Buildings and the Example of Ali Pasa Han

ÖZET

Tarihi yapıların devamlılığını esas alarak, bu noktada analiz edilmesi gereken faktörlerin incelendiği ve açıklandığı bu tezde; konumu, şu anki durum ve işlevi nedeniyle İstanbul’un Eminönü ilçesinde bulunan Ali Paşa Hanı seçilerek alan çalışması yapılmıştır. Tez 6 bölümden oluşmaktadır. Tezin birinci bölümünde çalışmanın amacı, kapsamı ve yöntemi anlatılmıştır.

İkinci bölümde ilk olarak tarihi yapılarda koruma kavramı açıklanarak, önemine vurgu yapılmış ve özellikle 20. yüzyıl sonrasında bu konuda atılan adımlardan, kurulan konseyler ve yayınlanan tüzüklerden örnekler verilmiştir. Daha sonra tasarımda işlevin anlamından bahsedilerek yeniden işlevlendirmenin, tarihi yapıların korunması ve devamlılığındaki yeri ve önemi vurgulanmıştır.

Üçüncü bölümde; tarihi bir yapı için yeni bir işlev belirlenirken göz önünde bulundurulması gereken faktörler, alt başlıklara ayrılarak belirlenmiştir. Bu alt başlıklar tarihi, fiziksel ve çevresel olarak üçe ayrılmış ve her bir faktörün içeriği, ikinci bölümde örnek olarak verilen Burra Tüzüğü maddelerine dayandırılarak açıklanmıştır. Son olarak da bu faktörlerin yanında yapıya müdahale konusunda belirleyici ve kısıtlayıcı özelliğe sahip olan, bu güne kadar yayınlanmış ulusal ve uluslararası yasalardan bahsedilmiştir.

Dördüncü bölümde ise alan çalışmasında kullanılacak olan Ali Paşa Hanı tanıtılmış ve bir önceki bölümde bahsedilen faktörler, bu yapı örnek alınarak daha detaylı bir şekilde açıklanmıştır. İlk olarak Ali Paşa Hanı’nın konumu ve hanın şu anki kullanımı hücre hücre açıklanarak, yapılan gözlemlere yer verilmiştir. Tarihi faktörlerde yapının tarihi, geçirdiği doğal afetler ve müdahaleler anlatılmıştır. Çevresel faktörler başlığı altında ise Eminönü’nün yapısından bahsedilmiş ve Ali Paşa Hanı’nı da kapsayan “Hanlar Bölgesi” hakkında daha önce yapılan çalışma ve analizlerden örneklerle desteklenmiştir. Fiziksel faktörler başlığında Ali Paşa Hanı’nın mimari analizi Doç. Dr. Nilüfer Sağlar Onay’ın daha önce hazırlamış olduğu bir yöntem kullanılarak yapılmıştır. Bu yöntem kapsamında yapının bağlamsal ilişkileri, tektonik düzeni, geometrik ilişkileri, mekan organizasyonu ve sirkülasyonu incelenerek yapı plan ve kesiti üzerinden örnekler verilmiştir.

Beşinci bölüm, daha önce bahsedilen faktörler ve analizler ışığında önerilen yeniden işlevlendirme projesini içermektedir. Bu faktörlerin yanında yapının güncel durumu da göz önünde bulundurularak bir kullanım senaryosu hazırlanmış, daha önce tespit edilmiş olan bölge eksik ve ihtiyaçları sonucunda da yapının ulusal ve uluslararası sanat çalıştay aktivitelerine ev sahipliği yapması üzerine bir tasarım önerisi geliştirilmiştir. Bu öneri kapsamında yapılan proje; yeni bir alan planlaması, mekan organizasyonu ve yapılması planlanan yapısal değişimler; çeşitli grafikler, plan çizimleri ve perspektif görselleriyle desteklenmiştir.

Son bölümde ise çalışmanın genel bir değerlendirmesi yapılmış ve yapılan tespitler ve eksiklikler belirtilmiştir. Tüm bunların ışığında gelecekte bu konuda yapılacak olan çalışmalar için öneri ve temenniler getirilmiştir.

ABSTRACT

One of the most important concerns of today’s architecture is the evaluation and reuse of architectural heritage. The conservation of historic buildings can include a wide range of approaches but existing conservation theories recommend reuse of buildings, which ensures the continuity of their life. Re-use process includes the evaluation of the building’s present, past situation, and identity, determining the most appropriate function and adapting the building to the new uses and requirements. The aim of this study is to analyze all criteria for determining the appropriate use for historic buildings and to approach on a project as a case study. The thesis includes 6 chapters. The aim, content and methods are mentioned in the first chapter.

In the second chapter, the “preservation” concept is defined and emphasized its importance by giving examples of different studies, charters and organizations which is occurred specially after 20th century. Then, the define of the function in the design profession is mentioned and the meaning of adaptive reuse process for the permanence of historic buildings is emphasized.

In the third chapter, the criteria for determining the appropriate use for historic buildings are identified and classified into subheadings. These subheadings are called historical, physical and environmental factors. Each factor is explained by giving articles of Burra Charter which is mentioned in the second chapter. After these factors, all enacted national and international legal restrictions and regulations about preserving and permanence of historic buildings are explained at the end of this chapter. Thirdly, Eminonu district, where Ali Pasa Han located, is mentioned under the environmental factors. Besides, with the help of some studies about “District of Hans” which is also a part of Eminonu, more information about the building’s environment are added into this chapter. Under the physical factors, the architectural structure of Ali Pasa Han is analyzed by the reference of Dr. Nilüfer Sağlar Onay’s method on historic buildings. Within the context of this method, contextual ties, tectonic order, space organization and circulation of the building is analyzed with the help of the plan and section drawings. In the fourth chapter, the chosen building for the case study, which is Ali Pasa Han, is defined and introduced. This building typology that is called han which has been one of the most important commercial building types developed by the Ottomans. These factors in the previous chapter are explained with details by giving the example of Ali Pasa Han. First of all, the location and the current situation of the building is expressed with the helping of maps and observations. After that, the history of the building is clarified under the subheading of historical factors by giving the information of all natural disasters and physical interventions that the building was affected.

The fifth chapter includes the design proposal which is given in accordance with these criteria that is mentioned in previous chapters. In addition to these criteria, a user scenario is explained by considering the current situation of the building. According to this scenario, it is decided to transform this building into a workshop place for national and international events. The new design proposal is prepared with new space planning, material changes on necessary places, new plan drawings, some 3D modelling perspectives and some physical interventions which is considered to preserve the building as much as possible and return to the original plan as it should be.

The last chapter is about the general evaluation of this study. The determination and deficiency about this subject indicated and the solutions for this deficiency is proposed according to the personal opinions. The results of the study can help the architects and interior designers in order to develop a deeper understanding of historic buildings so that they can become components of contemporary life without losing their identities.

Yazar: Didem ACAR 4181111005 acar_didem@hotmail.com

Danışman: Yrd.Doç.Dr. Nurgün TAMER BAYAZIT

Tezin Adı: Ses Ve Mekan: Form Üretimi Üzerine Disiplinlerötesi Bir Yaklaşım / Sound and Space: A Transdisciplinary Aprroach to Form Generation

ÖZET

Müzik ve mimarlık işitsel ve görsel bir form yaratmak için tarih boyunca matematiksel oranları kullanmıştır. Geçmişten günümüze bakıldığında mimarlık ve müzik arasında disiplinler arası bir etkileşim mevcuttur. Bunun sebebi ikisinin de asırlardır süre gelen estetik arayışıdır. Günümüzde bu estetik arayışı yerini korurken, mimarlık yeni bir dünya tasarlama arayışına gitmiş, bilgisayar teknolojisinin gelişimiyle mekân tasarımı disiplinlerötesi bir hal almış, bina tasarımı yüzey estetiğinden kütle estetiğine kaymıştır. Buna rağmen geçmiş ya da gelecek matematik her zaman estetik sonuçları etkileyen en önemli faktör olmuştur.

Mimarlıkta matematiksel ifadeler kullanılarak üretilen yüzlerce sessiz forma rastlarız. Müzikte ise besteciler soyut estetik kompozisyonlarını oluştururken belli frekans değerlerine sahip notaları kullanırlar. Her klasik müzik sanatçısı estetiğe ulaşabilmek için bu frekansların fraktal (matematikte, çoğunlukla kendine benzeme özelliği gösteren karmaşık geometrik şekillerin ortak adıdır) dizilimini kullanır. Müzik ve mimarlığın disiplinler arası etkileşimini düşünürsek somut hiçbir mimari form sessiz, soyut hiçbir müzikal yapı görünmez değildir. Bu bağlamda çalışmanın amacı belirlenen bir klasik müzik eserinin frekans aralıkları ve frekansların dizilimlerini dijital tasarım ortamında betimlemek ve akustik performans odaklı akıllı geometrik mimari formların ses deneyimlerini inceleyerek mimarlıkötesi formlar oluşturmaktır. Bu çalışmada iki disiplinin kesişimine mimarlık perspektifinden bakılacak, işitsel formların, görsel formlara dönüşümü ile günümüz mimarisi form arayışları için kışkırtıcı ve sorgulayıcı bir başlangıç yapılacak ve müzikal kodların alınmasıyla oluşabilecek mekânların, yapıların, ses deneyimlerinin tasarım üzerinde getireceği yenilikleri tartışabilmek için bir zemin oluşturulacaktır.

Günümüze baktığımızda, muhteşem ses yalıtımına sahip, yüzeyleri pürüzsüz hale getirilmiş, havalandırma sistemleriyle tertemiz yapılmış, hissiyattan yoksun binalar, görme duyusu haricinde hiçbir duyuya hitap etmeyen plastik öğelerdir. Öteseme yöntemi kullanılarak, tek disiplinin katı kurallarından çıkmak ve mekan tasarımına yeni ve özgün bir yaklaşım getirmek gerekmektedir.

Bu tez altı ana bölümden oluşmaktadır. Çalışma kapsamında giriş bölümde geçmişten günümüze müziğin tasarımı ne şekilde etkilediği anlatılacaktır. Amaç ve kapsam tanımlandıktan sonra ikinci bölümde, iki bilim arasındaki içsel bağlantıyı sağlayan matematik-müzik, matematik- mimarlık etkileşimine ayrı perspektiflerden bakılacaktır. Üçüncü bölümde disipliner kavramlar ve günümüze kadar yapılan çalışmalardan örneklere yer verilecek, benzer projelerin kapsamlı olarak araştırılması yapılacaktır. Yapılan araştırma kapsamında literatür taraması ile yaklaşım yöntemleri kategorilere ayrılarak örneklerle incelenecektir.

Dördüncü bölümde formların oluşumunun dayandığı kavramsal alt yapı, süreçler ve sonuç ürünleri bağlamında, üretiminin metodolojisi açıklanacaktır. Belirtilen yöntemle üretilen dört farklı müzikal formdan üretilen somut formlara yer verilecektir.

Son olarak beşinci bölümde niceliksel olarak ölçülebilen akustik bileşenler bazında bir inceleme yapılarak, oluşan formların deneyimleyiciye aks ettirdiği etki incelenecektir.

ABSTRACT

In order to create a visual form, music and architecture have used mathematical ratios over the history. From past to present, there have been an interdisciplinary interaction between music and architecture, the reason of which is the pursuit of aesthetic continuing for centuries. In our day, while this pursuit of aesthetic keeps on, architecture has gone into a quest of designing a new world; by the development of computer technology, space design has come to an transdisciplinary state; building design has changed into bulk aesthetic from surface aesthetic. Nevertheless, in the past or in the future, mathematics has always been and will be the most significant factor to affect aesthetic results.

In architecture, we encounter many silent forms being generated by the use of mathematical expressions. And in music, while generating abstract aesthetic compositions, composers use musical notes having certain frequency values. To reach the aesthetics, every music artist uses fractal (common name in music, for complex geometrical forms demonstrating mostly the feature of resembling itself) arrangement of these frequencies. Considering the interdisciplinary interaction of music and architecture, no form is invisible, no artefact is silent. Transforming a tangible architectural form into a musical composition or a musical abstract form into an architectural work is possible. Within this context, the aim of the study is to depict the frequency ranges and frequency arrangements of a determinated musical piece in digital design environment and constitute transarchitectural forms by examining the sonic experience of acoustic performance-oriented, smart geometric architectural forms. In this study, the intersection of two disciplines will be examined in the perspective of architecture; a stumper and interrogative start for pursuit of architectural forms of the present day with the transformation of auditory forms to visual forms will be made; and a basis will be provided to be able to discuss the innovations that the spaces, structures and auditory experiences which can be formed by obtaining musical codes bring.

When we look at the present, the buildings remain as plastic units being sound insulated, the surfaces of which are smooth-rubbed, rendered clean by ventilation system, lacking soul and appealing to no sense except visuality. With the use of transvergence method, it is required to go beyond the strict rules of single discipline and bring a new and genuine approach to space design.

This thesis is consisted of six sections. Within the scope of the study, in the introduction, in which ways the music has affected the design from past to present will be explained. After defining the aim and the scope, in the second section, the interaction of mathematics-music, mathematics-architecture providing the internal connection between two disciplines will be examined from different perspectives. In the third section, disciplinary concepts and studies made throughout the present-day will be included; a comprehensive examination of similar projects will be made. Within the context of the executed research, literature review and approach methods will be examined with examples by being divided into categories.

In the fourth section, conceptual basis of form generations; processes; and, in terms of outcomes, methodology of generation of forms will be explained. Four different concrete forms will be generated using the specified method.

Finally, in the fifth section, by making an examination quantitatively on the basis of acoustic components, the reflected impact of the generated forms on the experiencer will be examined.

Yazar: Deniz ZEYTİNOĞLU 418101005 zeytinoglu.d@gmail.com

Danışman: Öğr.Gör.Dr. Bahadır NUMAN

Tezin Adı: Yapay Aydınlatma Tasarımının Kullanım Döngüsüne Etkisi: Restoran-Bar İncelemesi / The Impact of Artificial Lighting to the Cyles of Use in A Restaurant-Bar Places

ÖZET

Yaşantımızın vazgeçilmez parçası olan ışık, iç mekanların gerek algılanmasında gerekse tasarlanmasında önemli bir role sahiptir. Işık, yaşadığımız mekanları görünür kılarak değer katmaktadır. Günümüzde kapalı mekanlarda geçirilen sürenin uzaması, yapay aydınlatmaya duyulan ihtiyacın gün geçtikçe artmasına sebep olmaktadır. Mekanların kullanım saatlerinin değişmesiyle, kullanıcı talepleri ve işletme gereksinimleri farklılık göstermektedir. Çoğu durumda odak noktası olan kullanıcının gereksinimlerinin karşılanması, mekana kazandırılan ek işlevlerle giderilmeye çalışılmaktadır. Dolayısıyla mekan, tek işlevli olmaktan çıkarak, gün içindeki zaman dilimlerini birbirinden farklılaşan işlevlerle doldurarak, birden fazla işlev kazandırılmış hale dönüşmeye başlamaktadır. Böylelikle gün içinde çoklu işlev kazandırılan, birbirine dönüşebilen mekanlar kullanıcıların tercih sebebi haline gelmiştir.

Birden fazla işlev kazandırılan mekanların tasarlanmasındaki en etkili faktörlerden biri yapay aydınlatmadır. Aydınlatmanın fiziksel mekanı yaşayan bir ortam haline dönüştürme ve canlandırma etkisi vardır. Yapay aydınlatma ile tek bir mekan içerisinden çeşitli ortamlar yaratarak, kullanıcı beklentilerinin karşılanması üzerine çözümler aranmaktadır. Yaşadığımız mekanlar tasarlanırken yapay aydınlatmanın rolü günümüze kadar pek fazla önemsenmemiştir. Yapay aydınlatma, mekanın fiziksel niteliklerinin algılanmasının dışında, mekanda yaratılmak istenen duygunun ortaya çıkartılmasında da en önemli etkenlerden biridir. Mekana yüklenen çeşitli işlevler, mekan kullanımında birden fazla aydınlatma senaryosunun ortaya çıkmasını sağlamaktadır. Mekanın aydınlatma nicelik ve niteliklerinin işleve göre değişmesiyle aydınlatma senaryoları kurgulanmakta, mekanın tefriş ve yüzey özellikleri de oluşturulan senaryolara göre farklılık göstermektedir.

Bu çalışma, iç mekanda yapay aydınlatma tasarımı konusunda yapılan araştırmaların incelenmesi sonucu, gözlemlenen problemlerden yola çıkarak aydınlatma tasarımı araştırmaları literatürüne katkı sağlamak için yapılmıştır. Çalışmanın hedefi birden fazla işlev kazandırılmış mekanlarda yapay aydınlatmanın kullanım döngüsü üzerinde etkisinin olup olmadığını ortaya koyabilmektir.

Çalışma temel olarak 6 ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde mekan ve aydınlatma literatürünün araştırmanın kapsamı dahilindeki çalışmalar değerlendirilmektedir. İkinci bölümde mekan kavramı ve kullanım döngüsü incelenerek döngüsel mekan kavramı ve mekan algısına etkisi ele alınmıştır. Üçüncü bölümde aydınlatma kavramı, aydınlatma biçimi ve aydınlatmanın mekansal algıdaki rolüne değinilmiştir. Dördüncü bölümde yapay aydınlatma tasarımını etkileyen faktörler belirlenerek, iç mekandaki etkileri ele alınmıştır. Beşinci bölümde Türkiye’de seçilen 4 adet restoran-bar örneği, dördüncü bölümde ortaya çıkarılan faktörler üzerinden değerlendirilerek incelenmiştir. Son bölümde ise, beşinci bölümde yapılan incelemeye göre mekan analizleri yapılarak, yapay aydınlatmanın kullanım döngüsüne olan etkileri incelenmiştir.

Yapay aydınlatma tasarımınının kullanım döngüsüne etkisi; standartlar, aydınlatma teknikleri ve halen kullanımda olan mekan örneklendirmeleri üzerinden değerlendirilmektedir. Yapılan analizlerin sonucunda, yapay aydınlatma tasarımının birden fazla işlev kazandırılmış restoran-bar mekanlarında, kullanım döngüsünü desteklediği gözlemlenmektedir.

ABSTRACT

Light has a fundamental role in our spatial perception. Our sensitivity to its different compositions makes light an indispensable tool for the design of indoor places. Indeed, once we take into account the contemporary lifestyle of cosmopolitan cities, the role of artificial lighting in the interior design become more evident. For the lack of daylight, the artificial light becomes more important for the time limits of daily use in the indoor places. As the emphasis on efficiency evolves into a principle of life, people demand the same virtues of flexibility and multi-tasking that they are required to master in their daily schedules. In response to these demands, enterprises turn into utilizing the full-functionality of the place they are established in-to, in order to increase the variety of their services. The expansion of the services directly affects the daily routine; and hence the cycles of use of indoor places evolving into multi-functional places.

A typical consequence of this transformation is the increase in the number of establishments which serve both as a restaurant and a bar. In such businesses, the transformation from a restaurant to a bar takes place in a matter of few minutes by a simple rearrangement of the furniture and the dimming of the lights. Other exceptional cases include film screenings or local markets as a part of their weekly routine. In other words, the various spaces that these businesses are established into go through “cylces of use”. This ability to transform, the flexibility and multifunctionality, helps such places to leave a remarkable impression on their visitors, sometimes more than one distinct impressions in day and night.

Artificial lighting has a unique role in the functional transformations of multi functional places both in place and in time. By accentuating various portions of place, artificial lighting creates opportunities to build multiple functional places within a single space. Moreover, the flexibility and rapidity of its application, makes artificial lighting an ideal tool for designing a place which evolves through time and through the moods and profiles of its inhabitants.

However, the emphasis on artificial lighting in interior design has been surprisingly low. This creates a need for a systematic study of various artificial lighting scenarios and their impact on their perception. In this work, I try to address this issue through investigating the specific case studies of the cycles of use in four multi-functional places in Istanbul. As the axes of investigation, I use the factors which determine the overall effect of artificial lighting under four classes; services, furnishing, surface specifications, lighting quality and quantity.

This thesis is organized in six chapters. First of all, in Chapter 1, defines the above explained issues of the thesis problem, aims and the content in detail; with examination of relevant studies in the discipline of interior design.

In Chapter 2 is reserved for a detailed discussion of the concepts of place and the cycles of use and their relevance in multi-functional places and their perception. In Chapter 3, I focus on the concepts, forms and types of artificial lighting as well as their impact on the inhabitants experience. In Chapter 4, I focus on the artificial lighting with a detailed technical description of the factors determining its impact on space under the headings of service, furnishing, surface specifications and lighting quality and quantity. Chapter 5 presents a comprehensive study of four restaurant-bars in the light of the definitions developed in its previous chapter. In the last section, theoretical information explained on the previous sections are compared to the selected places; the tables of analysis are developed for each of the places. For the conclusion, assumptions are explained and the impact of artificial lighting to the multifunctional places is evaluated.

This work aims to contribute to the existing literature by establishing the importance of artificial lighting in functionally recurrent spaces. To this end, I survey the literature and determine the main problems that have been addressed as well as those that still await to be addressed. I believe that the example of multi-functional places provides an important starting point for future investigations on the effects of artificial lighting in interior design in general.

Yazar: Cansu KÖKSAL 418121003 cansukoksal@hotmail.com

Danışman: Doç.Dr. Emine GÖRGÜL

Tezin Adı: Göstergebilimsel Yaklaşımla Sinemasal Mekan Analizi: Otellerde Geçen Filmler Üzerinden Mekânsal ve Anlamsal Çözümlemeler / Semiotic Analysis in Cinematic Interiors: Spatial and Semantic Readings of Hotel Plot Movies

ÖZET

Bu tez çalışması, sinemasal mekânların da tıpkı mimari mekânlardaki gibi duyumsama ve anlam yüklü olması savından hareket ederek; sinemasal mekânda temsil olgusunu, göstergebilim kuramı üzerinden tartışmaya açar. Bu çerçevede, söz konusu çalışmada, yurtsuzluk, geçicilik ve aidiyetlik kavramları etrafında, sinemasal mekân anlatılarında sıklıkla yer bulan otel mekânlarına odaklanılarak, otel mekânı ve yakın çevresinde geçen üç film; The Shining (Cinnet, 1980), Kış Uykusu (2014) ve The Grand Budapest Otel (Büyük Budapeşte Oteli, 2014), analiz amaçlı seçilmiştir. İnceleme dahilindeki filmler üzerinden, göstergebilimsel yaklaşımla sinemasal mekânın, mekânsal özellikleri, atmosfer özellikleri ve mekân karakteristikleri hakkında katmanlı okumaları yapılmıştır. Bu kapsamda, çalışmanın ilk bölümünde, çalışmanın amacı, hangi kapsam ve sınırlar içinde gerçekleştiği ve mekân analizinde hangi yöntemlere başvurulduğu ifade edilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde ise, mimarlık ve sinemanın etkileşimi alt-başlıklar altında incelenmiştir. Bu çerçevede, mekân kavramına ilişkin farklı tanımlara, mekânsal organizasyon çeşitlerine, mekân oluşturma şekillerine ve mimarlık-mekân etkileşimine yer verilmiştir. Ardından, statik olan kartezyen bağlamda mekân ile, görece daha akışkan fenomenolojik mekân anlayışı arasındaki farklılıklar sunularak, tez çalışmasındaki mekân algısı irdelenmiştir. Yine bu bölümde, bir diğer alt başlık olarak, çalışmanın disiplinlerarası yaklaşımına vurgu yapılmıştır. Bu kapsamda, önce disiplinlerarası yaklaşım tanımlanmış, ardından mimarlığın hangi disiplinlerle etkileştiği ve sinemayla arasındaki ilişkisi ile, mimarlık ve sinemanın hangi kavramsal arakesitleri paylaştığına yer verilmiştir. Ayrıca, yine bu bölümde sinemanın gerek sinematografik teknikleriyle, gerekse düşsel gücüyle mimari mekân kavrayışını ne şekilde etkilediği; benzer şekilde mimarlığın ise, duyumsama yüklü mekânlar üretip, hayatın bir çeşit yansımasına dönüşerek nihayetinde sinemasal mekânın temsillerini oluşturduğu ve sinemada mekân kavramına neler kazandırdığı, film mekânları ve mimari ürünler üzerinden örneklendirilmiştir. Üçüncü bölüm olarak, sinemasal mekân kavramında ise, sinemasal mekân kavramının hem fiziksel, hem de kavramsal boyutta içeriği tartışılmıştır. Ayrıca alt başlıklar hâlinde, sinemasal mekânın nasıl tasarlandığı, sinemasal mekân üretme ve kullanma yolları da yine aynı şekilde film sahneleri üzerinden incelenmiştir. Dördüncü bölümde ise, ''Sinemada Mekânsal Kodlama'' başlığı altında, bu tez çalışmasının ağırlıklı analiz yöntemi olan göstergebilimin mekânsal analize yönelik temel kavramları ile, anlamlandırma süreçlerine değinilerek, sinemadaki mekânsal göstergeler üzerinden, filmin ideolojisinin ve iletilerinin ne şekilde oluşturulduğu ve görünür kılındığı irdelenmiştir. Çalışmanın beşinci bölümünde, otellerde geçen film örnekleri arasından, mekânın etkin kullanıldığı, ideoloji-mekân tutarlılığı olan ve bir dizi ortak kavrama referans vermiş oldukları sonucuna varılan, yukarıda da belirtilmiş olan, Stanley Kubrick'in ''The Shining (Cinnet, 1980)'', Wes Anderson'ın ''The Grand Budapest Hotel (Büyük Budapeşte Oteli, 2014)'' ve Nuri Bilge Ceylan'ın ''Kış Uykusu (2014)'' filmleri analiz edilmiştir. Filmlerin künyesi, hangi konuları işledikleri ve yönetmenlerin tarzı hakkında her bir film özelinde genel bilgilendirmeler verilmiştir. Filmlerin mekânsal okumalarının yapıldığı bölümlerde ise, öncelikle inceleme kapsamına dahil edilen mekânlar ve mekânsal bileşenler belirlenmiş; ardından filmde etkin olarak kullanıldığı gözlenen ve dolayısıyla yönetmenin de etkili ifade araçları olduğu kanaatine varılmış olan fiziksel ve sosyo-kültürel tasarım elemanları seçilmiştir. Üçüncü aşamada ise, belirlenen görsel tasarım elemanlarının, mekânsal kodlar oluşturarak, hangi iletişim etkilerini yarattıkları tespit edilmiş ve bir sonraki aşamada da yaratılan bu etkileşimlerin, hangi kavramsal, duyusal ve anlamsal çıkarımlara ulaştırdığı doğrultusunda analiz gerçekleştirilmiştir. Sonuç bölümünde ise, yapılan değerlendirmeler özetlenmiş, ve mimari tasarımın sinemasal mekânlarda anlam yaratmakta bir aracı olarak kullanılabileceğine kanaat getirilmiştir. Seçilmiş filmlerin birbirleri içerisinde, mekânsal bağlamda hangi gösterge ve anlamlandırmalar bakımından kesiştikleri ya da farklılaştıkları incelenmiş; her yönetmenin, mekân aracılığıyla, söylemlerini açığa çıkardıkları ve mekâna farklı anlamsallıklar yükledikleri gözlemlenmiş ve anlamsal çeşitliliğin aynı mekân türünde, yani otel mekânında (ve alt birimlerinde) geçmesine rağmen farklılaşabileceği çıkarımına ulaşılmıştır.

ABSTRACT

Within this thesis study, based on the idea that cinematic spaces do also possess the perception and the meaning likewise architectural spaces; the phenomenon of representation in cinematic spaces has been discussed in relation to the method of semiology. Besides, referring to the notions like homelessness, temporality and belonging, this thesis further focuses on spaces that have been frequently encountered and analyses three selected hotel spaces and their surroundings from the movies; The Shining (1980), Kış Uykusu (Winter Sleep, 2014) and The Grand Budapest Hotel (2014). Thus, semiologial approach is deployed on these movies in order to analyze the spatial and ambient features as well as characteristics of cinematic spaces. In this context, the first chapter of this thesis describes the goal and the scope of the study. That is followed by the description of the methodology chosen to analyze the cinematic spaces. In the second chapter of the work, the relationship between architecture and cinema is analyzed in terms of various aspects, which can be listed as: different definitions of space; type of spatial organizations and development; and finally the interaction between architecture and space. This descriptive sub-chapter is followed by a brief introduction about the perception of space in the context of this thesis, based on the differences between the notions of the static cartesian space and the more dynamic phenomenological space. In addition to these, the interdisciplinary characteristics of the study is also stated within this chapter. In this context, first, the notion of interdisciplinary approach is defined, then the disciplines that architecture is interacting with, as well as its relationship with cinema and the conceptual layovers that the architecture and cinema shares are provided. Moreover, examples of cinematic spaces and architectural products that illustrate how cinema affects the concept of architectural space through the cinematographic techniques and visionary power, and how architecture shapes cinematic spaces through creating spaces with perception have been discussed reciprocally within this chapter. The third chapter of the thesis debates the cinematic spaces in the physical and conceptual context. In this sense, how the cinematic spaces are designed, and the ways of creating and using these spaces through examples of movie scenes have been discussed within this chapter. In the fourth chapter, entitled ''Spatial Coding in Cinema'', how the ideology and the prominent message in cinema are conveyed through cinematic spaces has been analyzed in relation to the basic concepts and understandings of semiology. In fact, this is the dominant spatial analysis methodology of this thesis work. The fifth chapterof this thesis work includes the scene analysis of the selected hotel-based movies mentioned below "The Shining" (1980) of Stanley Kubrick, "The Grand Budapest Hotel" (2014) of Wes Anderson, and "Winter Sleep" (2014) of Nuri Bilge Ceylan, which share the consistent ideology and use of space, as well as providing general references. The background information and the plot of each movie is introduced together with the directors' approaches as well as their styles. A sub-chapter that reflects the spatial analysis of the movie commences with identifying the spaces and spatial components included in the analysis of each movie, which has been pursued by the selection of physical and social-cultural design elements that are prominantly used within the movies and acting as effective expression tools of the directors. In the third phase, the communication effects of previously identified visual design elements are examined, which have been further followed by the identification of conceptual, sensorial, and semantic conclusions that these effects have been resulted in. As a conlusion, the analysis section is summarized, and it is concluded that the architectural design can act as a tool to create meaning in cinematic spaces. The movies have been comparatively read in terms of their similarities and differences in their spatial indicators and interpretations. Finally, it is observed that each director conveys their messages through cinematic spaces and attaches different meanings to these spaces. Thus, semantic variety may differ according to each movie, even though they may all share a common dominant space of hotels and its surroundings.

Yazar: Begüm AKKAYA 418101002 begumakkaya@gmail.com

Danışman: Doç. Dr. Nilüfer SAĞLAR ONAY

Tezin Adı: Alışveriş Mekânlarında Kültürel Etkileşimin İrdelenmesi: Tünel Geçidi Önerisi / Emphasizing Cultural Interaction in Shopping Spaces: A Proposal for Tunel Passage

ÖZET

Kültür, insana ve topluma dair edinebildiğimiz bütün verilerden damıtılan bir özdür. Öznesi insan olduğu için, temel beslenme kaynağı da iletişimdir. İnsanoğlunun varoluşundan bugüne, topluluk içerisinde yaşayan her birey diğerleriyle iletişim kurmuş, çeşitli aktarımlarda bulunmuşlardır. Kültürün gelişimi de bu zincirle sağlanmış, bilginin, birikimin, davranışların değiş tokuşu, kültürel etkileşimin temelini oluşturmuştur. Değiş tokuş, yani alışveriş, çağlar boyunca kültürlerin yaşanmasına ve yayılmasına büyük katkı sağlamıştır.

Alışveriş, günlük yaşantımızın parçası olan, bireyin toplum içerisinde sosyalleşmesine katkıda bulunan eylemlerden biridir. Bu eylem iletişimi de beraberinde getirir. Alışverişin tarihsel süreçte gelişimi, farklı coğrafyalarda, farklı kültürleri buluşturmuş, yalnızca maddesel değil, kültürel öğelerin de aktarımını sağlamıştır. Bu nedenle alışveriş, kültürel etkileşimde çok önemli bir rol oynar. Bu eylemde yalnızca maddesel bir döngü yoktur. Bu eylemde ‘yaşamların takası’ vardır. İşte bu deyim, alışveriş eylemindeki kültürel etkileşimi bire bir olarak vurgulamaktadır.

Bu tez çalışmasının amacı, kültürel öğelerin aktarımı için önemli bir sosyal rol üstlenen alışveriş eyleminin mekânlaşmasında, kültürel etkileşim kavramının önemini vurgulamak, günümüz alışveriş mekânlarındaki tek tipleşme ve kimliksizleşmeye eleştirel bir biçimde yaklaşarak, alışveriş mekânı tasarımına yönelik kültürel etkileşim odaklı bir yaklaşım önerisi geliştirmektir. Günümüz alışveriş merkezlerine alternatif olarak sunulacak bu öneride amaç, alışveriş eylemi ve kültürel etkileşim arasındaki bağlantıyı koparmayan, bulunduğu kültürün izlerini taşıyan bir alışveriş mekânı anlayışının toplumsal yaşama katkısını vurgulamaktır.

Çalışma kapsamında, 2. Bölümde kültür, kültürel etkileşim ve alışveriş kavramları irdelenerek, kültür ve alışveriş arasındaki ilişkiye değinilmiştir. 3. Bölümde alışverişin mekânsallaşması süreci ve alışveriş mekânlarının tarihsel gelişimi üzerinde durulmuştur. 4. Bölümde ise öncelikle İstanbul’daki örnekler üzerinden alışveriş mekânlarının gelişim ve değişim süreci incelenmiş, farklı dönemlere ait alışveriş mekânlarının özellikleri, kültürel etkileşim bağlamında tartışılmıştır. Daha sonra da alışveriş mekânları ile ilgili kullanıcı odaklı bir anket çalışması yardımıyla, kültürel etkileşimin öncelikli olarak irdelendiği bir alışveriş mekânı önerisi geliştirilmeye çalışılmıştır.

Kültürel etkileşimi alışveriş eylemi ile ortak paydada buluşturan mimarlığın, toplumsal alışkanlıklara yön veren önemli unsurlardan biri olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Bu çalışma kapsamında, toplumumuz için öncelikli bir sosyalleşme aracı olarak nitelendirebileceğimiz alışverişi, bilinçli mekânsal kurgular ve yönlendirmelerle, kültürel etkileşimi yitirmeden ele almanın önemi tartışılacak ve çalışma bu minvalde bir tasarım önerisi ile sonuçlandırılmış olacaktır.

ABSTRACT

Culture is an essence obtained from human and society. As its subject is human, its basic source is communication. Until the beginning of humankind, every individual has been in contact with others through the transmission of various components of culture and culture has been formed as a result of this chain. The exchange of behaviours, knowledge and experience has laid the foundations of cultural interaction. Therefore exchange has always contributed to the development and growth of cultures.

Exchange is part of daily life and it is one of the social activities that contribute seriously to the socialization of the individual. Communication can also be regarded as one of the most important components of exchange. The improvement of exchange through centuries has brought together various cultures. Therefore exchange has an important role on cultural interaction. The activity of exchange is not just a materialist cycling but it is the “interchange of lives”.

The aim of this study is to emphasise the importance of cultural interaction on spaces of exchange, which have an important social role on the transmission of cultural elements. The main objective is to create a proposal based on cultural interaction after evaluating placelessness and loss of identity in today’s shopping places. The proposal also aims to underline the importance of shopping spaces, which have cultural ties with their context, and it can be regarded as an alternative for today’s shopping malls.

In this study, at the second chapter, culture, cultural interaction and the relation between culture and shopping are discussed. Than at the third chapter, the change of shopping spaces were investigated in a chronological order. At the fourth chapter the properties of shopping spaces of different periods in Istanbul have been analysed in terms of cultural interaction. Afterwards by the help of all previous evaluations and a user centred survey, the proposal has been developed.

Architecture can be regarded as a moderator between exchange and cultural interaction and it has the potential to structure social habits. Exchange as one of the most important ways of socializing in our society, needs to evaluated without losing cultural interaction through conscious spatial decisions.

Yazar: Ayşegül GÜNEY 418111001 guneyays@gmail.com

Danışman: Öğr.Gör.Dr. Çağıl YURDAKUL

Tezin Adı: Teknolojinin Günümüz Konut Yemek Alanlarına Etkisi: İstanbul’da Yaşayan Tasarımcı Konutları Üzerine Bir İnceleme / Effects of Technology on Current Food Related Spaces: A Case Study on Designer Houses in Istanbul

ÖZET

Çalışan kesimin günlük hayatında birden fazla mekanda bulunması, o kişinin kendisine tanımlanmış olan bu mekanları sahiplenip kendine göre düzenlemesine neden olmaktadır. Günlük aktiviteye göre her mekanda geçirilen süreler değişiklik göstermektedir. Buna göre de o alan kişi tarafından kişiselleştirilip şekillendirilmektedir. Bu çalışma günlük faaliyetlerimizden biri olan ve hayatımızı devam ettirmemiz için gerekli olan ve önemli bir süreyi kapsayan, 'yemek yeme' aktivitesini ve bu aktivitenin mobilyalarla ve mekanlarla ilişkisini bulmaya yöneliktir.

Özellikle metropollerde yaşayan ve çalışan kişilerin, teknolojinin gelişmesi ve hayatı kolaylaştırmaya yönelik icatların artmasıyla, yemek yeme alışkanlıkları değişmiştir. Buna bağlı olarak da kişinin ihtiyaçları, evlerinin mobilya yerleşimleri ve kullandıkları mobilyalarla objeler de farklılık göstermeye başlamıştır. Elektriğin bulunmasıyla icat edilen buzdolabı, ardından evin merkezi olarak kabul edilen ve etrafında toplanma alanı yaratılan televizyon, artık mobil olarak yanımızda her zaman taşıyabildiğimiz dizüstü bilgisayarlarımız ve cep telefonlarımız davranışlarımızı ve mekanlarımızı etkilemiştir ve teknolojinin gelişmesiyle birlikte etkilemeye devam etmektedir. Genele bakıldığında artık evlerdeki oda oda ayrılma durumu da bu bağlamda değişime uğramış ve 'yaşam alanı' olarak adlandırılan, hem mutfak hem oturma odası hem de yemek odasını içinde barındıran bir kavram ortaya çıkmıştır. Bu yüzdendir ki artık kendimizi yemek yerken rahat hissettiğimiz alanlar 'yemek odası' dışındadır. Örneğin çalışan ve yalnız yaşayan bir kişi yalnız olduğunda yemeklerini oturma alanında koltukta ve televizyon karşısında yemeyi tercih ederken, evde başkaları olduğunda yemek masasında yemeyi tercih etmektedir. Aynı şekilde iş yerinde de çalışma arkadaşlarıyla yemek masasında yemek yerken, yalnız olduğunda çalışma masasında ve bilgisayar karşısında yemeyi tercih etmektedir. Evde koltuğunda yemek yerkenki konforu iş yerinde çalışma masasında bulmaktadır. Bu çalışma da öncelikle genel alışkanlıkları, daha sonra da İstanbul gibi bir metropolde çalışan kesimin hangi sosyal, fiziksel nedenlerle hangi mekanlarda nasıl bir yöntemle o mekanı sahiplendiğini bulmaya yöneliktir. Çalışmada, kişilerin yemek yeme alışkanlıklarının hangi nedenlerle değiştiği ve bu değişimin hangi mobilya ve mekanların oluşmasına ve değişmesine neden olduğu incelenmiştir. Bu çalışmanın hazırlanmasında öncelikle literatür araştırması yapılmış ve yurt dışındaki örnekler incelenmiştir. Ardından da İstanbul’da yaşayan, 30-40 yaş aralığındaki 3 farklı gruptan tasarımcı 12 kişiyle birebir röportajlar yapılmıştır. Son olarak fotoğraflama, bilgisayar ortamında grafiğe dökme yöntemleriyle çalışma tamamlanmıştır.

ABSTRACT

Working class people in metropolitan cities has to be in more than one place in the same day and because of that their desire to personalize these places become a need. According to daily activities, the time spent in each space differs. One of the most important activities that a person needs to survive is eating. This thesis is about to find out how ‘food acitivities’ relate with technology, architecture, interior design, furniture and space.

In metropolitans, most of the actions of people changes due to technological improvements. By the invention of new devices which makes life easier, changes people’s eating habbits. Spaces, furnitures, objects that are engaged to eating habbits changes due to technological developements too. Invention of fridge, that keeps the food longer; television, that is the new gathering area for the families; laptops, that are mobil enough to carry anywhere we need; and of course our smart phones, that we are attached to are just few of the developements that changed our lives and spaces.

In houses, because of the fast life in metropolitans and fast groving technologies, most of the seperation walls started to fade away. People started to be multi-tasking and they started to combine many activities at one place in the same time. Most of the people prefer to have a living room combined with a kitchen, dining room and a working space, because as much as they like to cook, they also like to watch TV and socialize with the other people in the house. Most of the people who live alone, prefers to eat on a comfortable couch, watching TV. On the other hand, people who are married with children prefer to eat on a dining table to minimize the mass. At work, people tend to eat with their collegues if they feel like socializing, but if not they prefer to eat in front of their computer and surf the internet.

This thesis is about general habbits of people who live in Istanbul, how working class people owns a space by physical and sociological means, change of eating habbits and, cooking and eating spaces in a period of time. Fistly a litterateur research is made, and examples from different countries compared. Secondly, interviews with designers aged between 30 to 40 who live in Istanbul are arranged, the pictures of their houses are taken, and the input is shown by the graphics.

Fast developement in technology and faster developement in communication technology changed people’s lives as fast. People, who live in metropolitan cities are the ones who get affected by it the most. Because they need to use the technology to make their lives easier and faster to have their own time to relax. Starting point of this thesis is about the dometicity and the change of eating actions in this domesticity.

As the research continued, it occured that most of the actions of people and eating actions too, are mostly affected by the technology and especially the communication technology. People started to socialize, not by going out together any more, but by talking or chatting on the phone. Unstoppable developement of communication technology caused a more mobile life as we desired and attached us to these technology devices and to internet which is an endless information technology. By all these devices it became easier to communicate and even talk to our frinds or family who live far away, face to face by a monitor screen. When the monitor screen became mobile, then it didn’t matter where we were to work, study, socialise, or eat. This big change in our lives, made us to think if we design the houses according to ease of these devices.

In a certain age, who live in Istanbul, and work at the same time has right to eat healthy and socialise with the other members of the family. For it to happen, they need a cooking place combined with the living place so they can socialise and keep an eye on their children or watch TV while cooking. As an outcome of this research, designers who buy their own house mostly tend to combine living, eating and cooking spaces together. Another reason for this is also the way we cook nowadays. Healthy eating became more popular to prevent diseases like obesity so no more frying or baking in the kitchen which makes the house smell. So that it is easier to combine these spaces. As another outcome, most of the families prefer to eat at a table which is the closest to the cooking area, and they only use the actual dining table for only special occasions and when they have important guests. Most of the people who live alone prefer to have an open kitchen combined with the living room and even the working room, but most of the families who just got married or families with kids prefer to have a bigger kitchen with seperate dining tables for the family and for the guests. In metropolitan cities, as the population grows, homes get smaller, so it is more practical to combine all social places at one place.

Yazar: Ahou AKBARI HAGHIGHAT 418131001 ahou_akbarihaghighat@yahoo.com

Danışman: Doç.Dr. Emine GÖRGÜL

Tezin Adı: Emergence of Nanomaterials in Architecture and Interior Architecture and Their Use in Patient Rooms in Healthcare Domain / Nanomalzemelerin Mimarlık Ve İç Mimarlıktaki Uygulamalarının Sağlık Yapıları Çerçevesinde Hasta Odalarında Kullanımı

ÖZET

Kuşkusuz, gerek mimarlık, gerekse iç mimarlık alanında önemli bir rol oynayan malzeme unsuru, binaların formu ve işlevsel performansından, çevre ve insan sağlığına kadar sayısız etkiye sebep olmaktadır. Önceki dönemlerde, malzeme basit süreçlerle, kimi zaman binanın fonksiyonun izini sürmüş, formun takipçisi olmuş; kimi zamanda karakteristik özelliklerinin neticesinde, formel dili belirleyen bir unsur olmuştur. Fakat, endüstrileşmeylebirlikte, teknolojik ilerlemeler ve malzeme bilimindeki hızlı gelişmelerin ışığında, mimarlığın ve iç mimarlığın da kabuk değşitirdiği gözlenir. Yoğun değişim ve dönüşüm, bir taraftan kendi terminolojisini (Modern Mimari, Nano-Mimari vb.) yeniden oluştururken; diğer taraftan da vücuda gelmenin kaçınılmaz karşılığı olan sentetik malzemelerin (kompozitler, nanomalzemeler vb.) geliştirilmesine de neden olmuştur. Bu değişim sürecinde, malzeme seçiminin, tasarım sürecinin ilk aşamasından sonuna kadar, gerek tasarımın yaratıcı düşüncesinin geliştirilmesinde, gerek istenen biçim dilinin oluşturulmasında, gerekse ürünün inşasına kadar, hemen hemen her aşamada belirleyici olduğu gözlenir. Öte yandan, günümüzde hızlıca azalmakta olan doğal kaynaklara alternatif olarak gelişen sentetik malzemler içerisinde, kuşkusuz, geçtiğimiz yüzyıla damgasını vuran, ve aslında daha kapsamlı etkisini 21.Yüzyıl’da yogun olarak hissettirmesi beklenen nanomalzemelerin, mimarlık ve iç mimarlık disiplininde, malzeme ve mekân etkileşiminde yeni bir boyutu tariflediği izlenir. Geleneksel malzemelere oranla, yüzey temizliği ve hijyen, termal kontrol, su yalıtımı ve rutubet giderici özellikleri ile, yangın vb olumsuzluklara karşı gösterdikleri dirençle, tasarım-yapım-kullanım maliyetleri açısından daha yüksek bir performans ortaya koyan nanomalzemelerin, özellikle sağlık sektöründe etkin olarak kullanılmaya başladığı bilinmektedir.Bir diğer taraftan tasarım disiplinin içine girmesiyle, tasarımın biçim dilinin de değişimine sebep olduğu izlenen nanomalzemlerin, önerilen bu çalışma kapsamında, geleneksel malzeme kullanımına koşut, kullanım sıklıklarının ortaya konması hedeflenmektedir.

Bu çalışma kapsamında, sağlık mekânlarına odaklanılarak, nanomalzemelerin, hastane mekânlarındaki farklı gerekçe ve işlevler çerçevesinde kullanımlarına odaklanılarak, söz konusu malzemelerin kullanım yeri ve sıklığının, özellikle, hasta odalarına odaklanılarak incelenmesi hedeflenmiştir. Dolayısıyla, hasta odalarında kullanılan nanomalzemlerin, hastane iç mekân konfor koşullarına ilişkin temizlik ve hijyen (hasta odaları, ameliyathaneler, laboratuvarlar), ısıl konfor (yalıtım), ışıl konfor (hasta odalarına gelebilecek fazla miktardaki doğal ışığın filtrelenmesi), iç mekân hava kalitesi (kirlilik yaratmama, kanserojen gaz salınımının daha az olması vb.), su ve yangın yalıtımı gibi sergiledikleri farklı davranış özelliklerine gore kullanımlarının irdelenmesi, analizler ve karşılaştırmlaı değerlendirmelerle tartışılması amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında, İstanbul’dan üç örnek hastane inceleme için belirlenmiş, ve LİV, Kolan ve Medicana hastanelerinin hasta odalarına odakalnılarak çalışlma yürütülmüştür. Daha once de değinildiği gibi, vaka incelemesi sırasında, hasta odalarındaki nanomalzeme kullanım sıklığı, farklı nanomalzeme karakteristikleri, malzeme kullanımının finansal boyutu gibi tasarım sürecine etki veren önemli baslıklar irdelenmiştir. Bu araştırmanın çıktısı olarak bu tez çalışmasının nihayi süreçte; tasarımlarında nanomalzeme kullanacak iç mimarlara rehber olması, ilerki aşamalarda nanomalzemeler üzerien çalışacak diğer araştırmacılara birincil kuşak bir veri-seti, yahut bir referans düzlemini oluşturması öngürülmüştür.

ABSTRACT

By playing a significant role in the field of architecture and interior design, materials not only affect buildings form and functional performance, but also perform immense impacts on environment as well as human’s health. Earlier times, materials appear as simple followers of the functional and formal configuration of space, however reciprocally affecting the form language of the design output due to their characteristics. But with the technological advancements and rapid developments in the realm of material sciences, which further paved the way to the emergence of new design practices i.e. from modern architecture to nano-architecture. This shift has also triggered the development of novel synthetic materials, such as composites and nanomaterials, whereas these novel materials has begun to play an active role in both early phases of design process, as well as the thought of architecture and the way how architects think. Materials that are made out of nano-matter, which are the substances that possess extraordinary physical and chemical characteristics in the nano-meter scale, in terms of intrinsic and extrinsic capacities. These differences of characteristics cause the differentiation of the nanomaterials in type. This study, describes and analyzes particularly these different types of nanomaterials, and discusses their impact within the architecture and interior architecture realm first generally, then specifically through the contemporary cases from health-care facilities and limiting its focus on the use of nanomaterials in the patient rooms. Doubtlessly, the manufactured nanomaterials (MNMs) or nano-composites, which are produced by manipulating their physical and chemical properties have been deployed in diverse fields recently. These materials in construction and design industries are mostly utilized as coatings, like insulators and air-purifying surfaces; or in furniture and related products’ manufacture, which enhances flexibility, physical durability and strength of the materials; or in the implementations related with the maintenance like energy conservation, self-cleaning and anti-bacterial properties. Therefore, nanomaterials opens up a brand new page in design, both by being a reliable and sustainable alternative for natural materials, as well as for the environmental sustainability in global terms in the presence of counter and indirect relations of consumption and maintenance facilities. Due to this grate amount of interest in nanotechnology and nanomaterials, the objective of this thesis is to focus on the potentials of nanotechnology and nanomaterials in the field of architecture and interior design discipline, by mapping out the contemporary use of nanomaterials in the realized designs, on behalf of outlining the material capacities of the nanomaterials.

This study aims to reveal the frequency of the nanomaterial use in interior architecture, particularly in the milieu of healthcare centers, in terms of comparing the design, implementation, maintenance and heat insulation, water and humidity prevention and total energy efficiency through hygiene, heating, indoor air quality, while also trying to shed light up on the transfiguring language of design form. This study deploys case-based research methodology by selecting the contemporary hospital examples from Istanbul, where both nanomaterials and conventional materials are utilized, in order to set the material performance comparisons. In this regard, LİV Hospital-Istanbul, Kolan Hospital-Istanbul and Medicana Hospital-Istanbul have been selected as the case-studies, to dismantle the use of nanomaterials in the patient rooms; the material characteristics, the frequency of the material use, and the financial dimension of the material use, in order to give a perspective to the interior architects that may deploy nanomaterial in their designs as well as following researchers that may use this study as a primary text to start their studies.

Yazar: Adife GÜZEL 418121001 adifeguzel@gmail.com

Danışman: Doç.Dr. S. Banu GARİP

Tezin Adı: Bienallerde Mekansal Deneyim ve İletişim: İstanbul Bienalleri Üzerinden Bir İrdeleme / Spatial Experience and Communication in Biennials: A Research on Istanbul Biennials

ÖZET

Tez çalışmasında, bienallerde mekansal deneyim ve iletişim konuları tartışılmış ve bu bağlamda, İstanbul Bienalleri kapsamında alan çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın ilk bölümünde; konuyla ilgili genel bir tanımlama ile birlikte çalışmanın amacı, kapsamı ve yöntemi ifade edilmiştir.

İkinci bölümde; yeni sanatsal uygulamalar ile sergileme mekanlarının dönüşümü ele alınmıştır. 20. yüzyılda sanat aracılığıyla mekan, özgür bir şekilde sorgulanmaya ve sanat ile etkileşimli olarak bütüncül bir sanat ürününün parçası olmaya başlamıştır. 20. yüzyılın son döneminde, sergi mekanı tiplerine göre (nötr mekan, alternative mekan, kamusal mekan) sergilerin nerede yer alacağı ve yerin önem kazandığı büyük ölçekli bienal etkinlikleri yaygınlaşmaya başlamıştır. Bu bölümde, bienallerin, mekan, sanat, izleyici, sanatçı gibi bileşenleri ve bunların birbirleri ile etkileşimleri incelenmiştir. Bu çerçevede deneyim, iletişim ve mobilite kavramları ele alınmış ve örnekler üzerinden tartışılmıştır.

Üçüncü bölümde, bienallerin küresel ortamda kültürlerarası bir deneyim ve iletişim alanı oluşturması ile birlikte geniş bir coğrafyaya yayılmış bir etkinlik olarak yaratıcı ve yenilikçi konulara açık alanlar oluşturması gibi potansiyel etkileri incelenmiştir. Dünya’da ve Türkiye’de yapılan bienal etkinlikleri araştırılmıştır. Venedik Bienali'nin oluşturduğu etkiler ile dünya üzerinde yaygınlaşmaya başlayan bu etkinlik modeli, kentlerin kültürel ve yerel niteliklerinin sağladığı farklılıklarla ve değişen koşullarla zaman içerisinde şekillenmiş, küresel bir ortamda heterojen alanlar oluşturulmuştur. Bienaller, ev sahibi şehrin sunulması, çevresel koşulları, kamusal çerçevesi ve çağdaş sanatı sunma biçimleriyle birbirlerinden ayrılmışlar ve farklı niteliklerde etkinlik sistemleri ile bu alanda çeşitlilik oluşturmuşlardır. Bunlardan en bilinenleri arasında yer almayı başaran İstanbul Bienali, kentin sunduğu potansiyellerle, çok katmanlı ve çok verili yapısı sebebiyle deneysel ortamların yaratılmasına etkisi olan açık bir kent modeli çizmektedir. Buna göre etkinliğin oluşmasındaki aktörleriyle etkileşiminde kentin değişken yapısının sunduğu potansiyeller incelenmiş ve bienalin konumu, kente ne kadar hakim olduğu, bir bienal kentinde yaşayan kentliye ne kadar ulaşıldığı ve mekansal seçimlerin etkinliğin kent ile iletişimindeki hakim rolü, geçmişten günümüze yapılan tüm İstanbul Bienal etkinliklerine göre değerlendirilmiştir. Bu değerlendirme, geçmiş İstanbul Bienalleri'nin kronolojik olarak kent ve dünya sahnesinde yer almasını sağlayan bileşenleri ile etkileşimleri üzerinden yapılmıştır.

Dördüncü bölüm, bienal etkinlik alanındaki sanatsal ve kültürel ortamın mekan pratikleri ve deneyimleyenler üzerinden incelenmesini amaçlayan alan çalışmasını içermektedir. Alan çalışması kapsamında 2014 yılında yapılan 2. Uluslararası İstanbul Tasarım Bienali'nde ana sergi mekanı olarak kullanılan Galata Rum İlköğretim Okulu'nda sergi ziyaretçileri ile bir anket çalışması gerçekleştirilmiştir. Anket içinde yer alan sorular, ziyaretçilerin sanatsal ve mekansal deneyimlerini incelemek amacıyla hazırlanmıştır. Buna göre,

* Bienal etkinliğinin ve bienal mekanının kent içindeki görünürlük ve ulaşılabilirlik

konuların değerlendirilmesi,

* Bienal teması ile oluşturulan kavramsal çerçevenin anlaşılırlığının sorgulanması,

* Katılımcıların etkinlikten beklentilerine sebep olan etkenlerin mekansal ve

sanatsal deneyimleri üzerinden araştırılması,

* Mekansal niteliklerin sanat ve mekan deneyimi etkileşiminde kişilerde bıraktığı

Etkiler ile ilgili olarak sorular sorulmuştur. Bununla birlikte çalışma kapsamında ele alınan Galata Rum İlköğretim Okulu'ndaki bienal eserleri detaylı olarak incelenmiş; mekanla ve etkileşim kavramlarıyla ilişkili olarak tespitleri yapılmıştır. Anket çalışmasından elde edilen veriler bu tespitler ile ilişkilendirilerek değerlendirilmiş ve yorumlanmıştır.

Beşinci bölümde, tez çalışması kapsamında ele alınan deneyim ve iletişim kavramları ile ilişkili olarak hazırlanan bir tasarım önerisi sunulmaktadır. İTÜ İç Mimarlık Yüksek Lisans Programı "IMIAD" (International Master of Interior Design) kapsamında verilen Proje III dersi1 ile eş zamanlı olarak yürütülen tez çalışması kapsamında bir tasarım çalışması gerçekleştirilmiştir. 2015 yılında gerçekleştirilen 14. Uluslararası İstanbul Sanat Bienali etkinliği ele alınarak kent içinde, izleyici etkileşimli, sabit veya mobil ve sürece bağlı hafif strüktürlü tasarım ve program önerileri sunulmuştur.

ABSTRACT

In the scope of this thesis, spatial experience and communication in biennials are discussed, whereas Istanbul Biennials have been selected as the case studies of this research within the mentioned context. First chapter, briefly depicts the purpose of the study, the scope of the thesis and methods including a general description of the conceptual framework.

Second chapter unfolds the contemporary artistic practices and the transformation of exhibition spaces. Beginning with the 20th Century, the exhibition space had been started to questioned in terms of investigating the potentials of liberating the artwork from it, where at the end spatial realm considered as an integral part of the artwork. Gradually, throughout the last decades of the 20th Century, large-scale biennial events has become widespread art events, where exhibitions mutually highlighting the importance of the venue in regard to the types of exhibition space (neutral space, alternative space, public space) and location that they had been taking part. Thus, in this chapter, components of biennials such as space, art, audience, artist and their interactions with each other are examined. Within this framework, the concepts of experience, communication and mobility are dismantled as well as opened into discussion through theoretical definitions and myriad examples.

In the third chapter, the potential impacts of biennials are investigated. These impacts can be defined as generating creative and innovative milliues of expanding widespread geographies of cutltural interaction together with fostering intercultural experience and communication platforms in the global perspective. Biennial events which were organized in the world and in Turkey are examined in detail. This event model, which has been rapidly spreading all over the world beginning with the impacts created by the Venice Biennial, has been shaped by the diversities provided by cultural and local characteristics of the cities; and by means of the changing circumstances over the time, has created heterogeneous areas within the global environment. Doubtlessly, biennials differ one from another due to the hosting city, environmental conditions, public framework and the way of presentations; and they generate diversity within the event system in this field. Istanbul Biennials, which turn into be the most wellknowns among the all, draw an open city model that has effects on the generation of experimental environments because of the potentials presented by the city with its multi-layered structure. Accordingly, the potentials of changing structure of the city interrelated with the components of the event are examined; however the location of the biennial, and how it is possessed to the city, as well as how it has reached to the citizens that are living in the city of the biennial, yet the dominant role of spatial choices on communication of the event with the city are all evaluated in regard to all those previous Istanbul Biennial events that are performed until now. The assessment is made through the interrelation of Istanbul Biennials with the components, which provided to take part within the city and the world stage chronologically.

In the fourth chapter, the case study, which aims to examine the art and cultural environment within the biennial event site through the spatial practices and visitors’ experiences, is performed. In the scope of the case study, a questionnaire is applied to the exhibition visitors in Galata Greek Primary School, which was used as the main exhibition venue of the 2nd International Istanbul Design Biennial 2014. The questions in the questionnaire are prepared in order to examine the artistic and spatial experience of the visitors. According to this, questions are asked regarding to:

* The evaluation of visibility and accessibility of the biennial events and the biennial spaces in the city,

* The interrogation of penetrability of conceptual framework that is generated by the biennial theme,

* Investigation of the factors that lead to the expectations of the participants from the events through their spatial and artistic experiences,

* Effects of spatial qualities on people related with the interaction of their spatial and artistic experiences.

Additionally, biennial works in Galata Greek Primary School, are examined in detail; determinations are made related with the concepts of space and interactivity. The data obtained from the questionnaire is evaluated and discussed in relation to the detailed spatial determinations.

In the fifth chapter, a design proposal is presented which is related with the concepts of experience and communication that are handled in the scope of the thesis. The design proposal prepared within the course of Project III in ITU Interior Design Master Programme "IMIAD" (International Master of Interior Design) simultaneously with the thesis study. The presented project covers light structured system and programme proposals within the city which provide viewer interaction, stability or mobility for the 14th International Istanbul Biennial event which was held in 2015.

2014 

Yazar: Pınar ÖNAL 418121008 pinaronall@gmail.com

Danışman: Yrd.Doç.Dr. Nilüfer Sağlar ONAY Eşdanışmanı: Öğr.Gör. Dr. Banu Başeskici GARİP

Tezin adı: Metro Dolaşım Alanları İç Mekan Atmosferinin Algısal Bağlamda İrdelenmesi: İstanbul Levent Metro İstasyonu Örneği / Investigating The Perception of Interior Atmosphere in Metro Station Circulation Areas: The Sample of Istanbul Levent Metro Station

ÖZET

Mekan, içine girildiği andan itibaren, insanı kuşatan, insan eylemlerini ve deneyimlerini yönlendiren bir ortamdır. İnsanın mekan içerisindeki deneyimlediği her şey bu ortamdaki dolaşımının sonucu ortaya çıkar. Dolaşım, insanın mekan içindeki oryantasyonu ve yönelimi ile ilgili olup, değişkenliği mekansal atmosfer özelliklerine bağlıdır. İç mekan atmosferi duyular ve algı ile birebir ilişki içindedir. İç mekanda insanın algısı, iç mekan atmosferinden önemli ölçüde etkilenir. İç mekan deneyimi sırasında kullanılabilecek "puslu, donuk, deneysel, dokunulabilir vb." sıfatlar mekansal atmosferi betimleyen ifadelerdir. İç mekanın fiziksel özelliklerinin yanında insanın duyuları, duyuları aracılığıyla ortaya çıkan algı ve deneyimlerinin de birbirini etkilediği unutulmamalıdır. İç mekan atmosferi bağlamında algı ve deneyimin önemli rol oynadığı mekanlardan biri ise metro istasyonlarıdır. İnsan yoğunluğunun fazla olduğu ve günün her anı rahat, güvenilir ve hızlı ulaşım sağlamaya yönelik oluşturulan bu mekanların teknik çözümlemelerin yanısıra iç mekan tasarımına da önem verilmesi gerekmektedir. Tez kapsamında, öncelikle mekan ve insan kavramları üzerinde durulmaktadır. İç mekan atmosferi ve mekansal algı kavramları tartışıldıktan sonra iç mekan atmosferini algısal bağlamda etkileyen faktörler incelenmektedir. Bu anlamda insanın mekan içindeki hareket ve eylemleri; mekansal algı ve atmosfer etkileşimi çeşitli örnek ve analizlerle irdelenmektedir. Tezin son bölümü ise alan çalışmasına ayrılmıştır. Günümüzde hızlı ulaşım ve fonksiyon çeşitliliği bakımından büyük potansiyele sahip metro istasyonları ile ilgili genel bilgiler verilerek dünyadaki metro istasyon örnekleri üzerinden farklı iç mekan atmosfer özellikleri analiz edilmektedir. Daha sonra, yolcunun mevcut metro istasyonlarında iki farklı şekilde yöneliminin mekansal algı ve atmosferi nasıl etkilediği örneklerle irdelenmektedir. Metro istasyonlarında iki farklı yönelim söz konusudur. Yönelim trenden istasyon çıkışına ve istasyon girişinden trene şeklindedir. Söz konusu iki farklı yönelimde yolcunun mekan içindeki gözlem, deneyim ve algısı belirgin bir biçimde değişir.

Çalışmanın sonunda, içinde birçok fonksiyon barındıran "Levent Metro İstasyonu", algı ve iç mekan atmosferi bakımından irdelenmekte ve incelemelerin sonunda istasyonun iç mekan atmosferine yönelik negatif unsurlu saptamalara yer verilmektedir. Söz konusu saptamalar yolcuların trenden indikleri, peron katından başlayan yönlenme ve oryantasyon ile ilgili sorunlarla ilgilidir. Bu bağlamda yeni iç mekan tasarım önerileri getirilerek değerlendirmeler yapılmaktadır.

ABSTRACT

Space is an environment that shelters and guides human activities from the very beginning of spatial experience. All experiences inside a space are result of the movement or circulation in that particular area. The circulation is related with spatial orientation and divergency which of it depends on spatial atmosphere properties. Interior space atmosphere is in relation with senses and perception. Human perception about interiors is greatly affected by interior atmosphere. "Misty, dull, experiential, tactile", are some adjectives that define spatial experience. It is important to remember that, human sense, perception and experiences are all in interaction, besides the physical properties of interior space. Metro stations are important in terms of experience and perception at interior spaces. Their interior design must be qualified as well as their technical surroundings, as they are filled with people everyday, every hour and they provide easy, practical and reliable transportation. In this study, firstly concepts of human and space are explored. After discussing spatial perception and spatial atmosphere, the relationship between perception and atmosphere is investigated. In this sense, human movement and activity; the interaction between the physical properties of space, perception and atmosphere are examined through examples. After giving general information about metro stations that have great importance nowadays, stations all over the world with different spatial atmosphere properties are investigated. Later the effects of the two-way orientation on spatial perception and atmosphere in metro interiors are discussed through examples. There are two different orientation types: "from train to station exit" and "from station entrance to train". With these two different orientations, the observation, experience and perception of passengers change according to that. At the end of the research `Levent Metro Station` which shelters many different functions is discussed in terms of spatial atmosphere. After the examinations, there occur negative aspects towards interior atmosphere of the metro station. Assignments are about the problems of orientations starting from the platform floor which the passengers get off from the train. As a result, new interior design proposals are developed and evaluated within this context.

Yazar: Pelin UYAR 418111012 uyarpe@gmail.com

Danışman: Prof.Dr. Hasan ŞENER

Tezin Adı: Toplu Konutlarda Mutfak Mekanının 1950’lerden Günümüze Gelişimi / Developments in Mass Housing Kitchen Interiors from 1950’s Until Today

ÖZET

Toplu konutlarda mutfak plan ve donatılarının 1950’lerden günümüze gelişimi ve geleceğinin incelendiği bu tezde, plan, donatı incelemeleri ve anket çalışmaları ile toplu konut sektörü ve kültür ekseninde mutfak odaklı bir çalışma yapılmıştır. Tez 5 bölümden oluşmaktadır. Tezin birinci bölümünde çalışmanın amacı, kapsamı ve yöntemi anlatılmıştır.

İkinci bölümde toplu konutlar ve mutfak konusu ele alınmmıştır. Öncelikle toplu konutlarda oturan kullanıcıların niteliği, toplu konutların oluşumuna zemin hazırlayan nedenler ve bu nedenlerin iç mekan ile mutfak mekanına etkileri, ideolojik, teknolojik ve kültürel bağlamlarda sorgulanmıştır. İnsanların neden toplu konutları tekil konutlara tercih ettikleri anlatılmıştır.

Üçüncü bölümde mutfağın anlamı, mutfak – insan ilişkisi, mutfağın tarihsel gelişimi anlatılmıştır. Mutfak planlanırken tipoloji olarak nelere dikkat edilmesi gerektiğinden bahsedilmiş; bu bağlamda mutfak tipleri, aktivite alanları, mutfak donatıları ve çeşitli mutfak standartları ile ilgili bilgiler verilmiştir. National Kitchen and Bathroom Associations, Neufert, Parker Morris ve Türkiye İmar ve İskan Bakanlığı’nın mutfak mekanı standartları ortaya konularak; böylece Amerika, Almanya, İngiltere ve Türkiye’deki standartların karşılaştırılması olanağı doğmuştur. Endüstri üretimi mutfak ve tekil ev mutfağı arasındaki farklar verilmiş, endüstrileşmenin getirdiği kavramlar olan, seri üretim, standartlaşma, standart, kalite kavramlarının tanımı yapılmıştır. Geçmiş ve günümüzle ilgili çalışmalar gelecek mutfak araştırmalarına da kaynak oluşturmuş, geleceğin mutfakları ile ilgili IKEA, Electrolux ve Siemens firmalarının yaptıkları çalışmalar temel alınarak verilen örnekler yansıtılmıştır.

Dördüncü bölümde toplu konutlarda mutfak mekanının, toplu konutların Türkiye’de uygulanmaya başlamasından itibaren günümüze kadar nasıl bir değişimden geçtiği incelenmiştir. Mutfağın konut içerisindeki yeri, alan olarak yüzdesi ve diğer konut iç mekanları ile ilişkisinin gelişimi, çeşitli konut planları üzerinden gösterilmiştir. Mutfak özeline bakıldığında ise günümüzde toplu konutlarındaki mutfakların tipi, donatıları ve depolama alanlarının hacimsel yeterliliği araştırılmıştır. Toplu konutlarda yaşayan insanlarla yapılan memnuniyet anketi sonuçlarına yer verilmiştir.

Beşinci bölümde ise yapılan araştırmaya göre mutfak firmaları, inşaat firmaları ve müşteri üçgeninde oluşan bu sektörde oluşan eksiklikler, memnuniyetsizlikler belirtilmiş, günümüzdeplan, donatı ve gelecekte mutfaklarla ilgili sonuç ve öneriler getirilmiştir.

ABSTRACT

The aim of this thesis is to investigate kitchen plans, cabinets and equipments of mass housing from the 1950s to the present time and their future with examining the kitchen plans survey studies focused on kitchen at the axis of public housing and culture. Thesis consists of six sections . In the first chapter of the thesis study, purpose, scope and method are disclosed.

In the secondchapter, the issue of mass housing and kitchensubjects are discussed. First of all, focused user types of mass houses, the reasons to develop public housing and that reasons’effectson kitchen’s interior spaces around ideological , technological and cultural contexts has been questioned. The reasons of why people prefer public housing then single houses are disclosed.

In the thirdchapter, the meaning of the kitchen, the kitchen - human relationship, the kitchen’s historical development, the points for kitchen planning have described. In this context, cuisine types, activity areas, kitchen accessoriesand various kitchen standards are given. National Kitchen and Bathroom Associations, Neufert, Parker Morris and Turkish Reconstruction and Settlement Ministry’s kitchen standards; so there is an opportunity to compare standards of America, Germany, England and Turkey. The differences between the industrial produced kitchen and the singular house kitchen, concepts like mass production , standardization and standards, quality are defined. Studies on present and past experiences have created a resource to future kitchen. Also, regarding to the researches of the companies like IKEA, Electrolux and Siemens the examples and future estimates are pointed out.

In the fourth chapter, the kitchen’s changes until today in public housing is investigated.The location of the kitchen in the house, the percentage of it in the area and the development of the relationship between kitchen andthe other residential interiors, shown through various housing schemes. The kitchen plan types of today’s housing, volumetric adequacy of equipment and storage areas were investigated. The satisfaction survey’s results which is made with people living in public housing were included.

In conclusion,at the triangle of the kitchen firms, construction companies and clients formed in this sector, inadequacies and dissatisfactions are expressed; today’s plans, equipments and future kitchen related conclusions and recommendations are made.

Yazar: Nazlı SAĞLAM 418121005 nazlisaglam@gmail.com

Danışman: Yrd.Doç.Dr. Nilüfer SAĞLAR ONAY

Tezin Adı: İç Mekânda Katmanlaşma ve Cevahir Bedesteni Çalışması / Interior Layers and A Case Study in the old Bedesten Cevahir

ÖZET

İç mekânlar; yaşamın büyük bir bölümünün geçtiği, insan deneyimini doğrudan yönlendiren mekânlardır. Ancak günümüzde iç mekâna fiziksel ve yaşamsal değer katan bileşenler arasındaki ilişki yeteri kadar irdelenmemektedir. Bunun sonucunda, yalnızlaşan, kopukluk ve eksiklik hissi veren iç mekânlar ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda mekânın katmanlaşması; varoluş-yer-zaman ile oluşan fiziksel ve tinsel düğümü çözümleme, inceleme, tartışma kapsamında ele alarak mekânı anlamayı ve okumayı hedefler. Bütün yapılan irdeleme ve önerilerde “insan” ve “insan yaşamı” mekânsal anlamda en önemli ve değerli unsur olarak ön planda tutulmaktadır.

İki aşamadan oluşan bu çalışma kapsamında iç mekân, insanın ‘dünya üzerindeki varlığı’ bağlamında irdelenmiştir. Böylece birbirinden beslenen insan-iç mekân ilişkisi üzerinden, iç mekânın beden ve ruha sahip yaşayan bir organizma olarak ele alınması amaçlanmıştır. İlk aşama; IMIAD programı kapsamında tezin altyapısının oluşturulması ile yapılan projelendirme sürecini içerir. Son aşama ise ikinci bölümde yer alan, iç mekânı tanımlayan tüm unsurları sıralı bir düzen içinde irdeleyen çalışmayı, katmanlaşmayı kapsamaktadır. Bu anlamda iç mekânın, insan yaşamındaki yeri irdelenmiş, önemi ve anlamı tartışılmıştır. Tartışma bağlamında mekânı tanımlayan yaşamsal ve fiziksel boyutlar sorgulanarak; iç mekânın fiziksel, yaşamsal, tarihi ve duyusal katman adları altında irdelenmesini öngören bir yöntem önerisi sunulmuştur. Ortaya çıkan iç mekân katmanlarında, bütünlüğün hiçbir zaman kopamayacağı ve katmanların birbiriyle hep etkileşimli birliktelik içinde olduğu görülmüştür. Katmanların bir araya gelişi, birbirini ortaya çıkarması, ya da tek bir katmanın bütün iç mekâna egemen olması gibi karmaşık nedenler, oluşumlar ya da sonuçlar; aralarında yapılan ilişki çözümlemeleriyle kolaylıkla anlaşılmıştır. Böylece hangi mekân ögesinin ya da zincirleme ilişkinin, mekânsal kimliğin olumsuz ya da olumlu etkilerine neden olduğu görülebilmiş, problemin özüne inilebilmiştir. İç mekânın karakter ve kimliğinde ortaya çıkan kopukluk ve insan gerçekliğinden uzaklaşma nedenleri, bu anlamda çözümlenebilmiş ve iyileştirilebilmiştir.

Üçüncü bölümde alan araştırması olarak seçilen Cevahir Bedesteni’nin iç mekân karakteri, tanımlanan katmanlar bağlamında irdelenmiştir. Alan çalışması ile elde edilen sonuçlar doğrultusunda; iç mekânın fiziksel ve yaşamsal ögeleri arasındaki bağlantı somutlaştırılmış ve mekânı okumak kolaylaştırılmıştır. Ayrıca iç mekân ögelerinin arasındaki etkileşimli ilişki örüntüleri ortaya konulmuş, bu anlamda karmaşık yapıdaki mekânın problemleri anlaşılır hale gelmiştir. Genel anlamda tasarım probleminin, katmanlar arası iletişim kopukluklarından kaynaklandığı ortaya konulmuştur. Hiyerarşik dizilim bozuklukları nedeniyle de katmanların hem birbirine, hem de iç mekân karakter ve kimliğine baskın geldiği görülmüştür.

Mekânda oluşan deneyim ve katmanlar arası iletişim kopuklukları, öneri başlığı altında çalışmanın ilk aşamasında yapılan proje kapsamında okunaklı bir biçimde giderilmeye çalışılmıştır. Bu anlamda Cevahir Bedesteni’nin günümüz gereksinimlerini karşılayabilecek; onu anlayan, gözeten ve onunla ilişki içinde olan iç mekân tasarım önerileri sıralanmıştır. Daha sonra projenin katmanlaşma bağlamında eleştirisi yapılarak; tasarımın nasıl tekrar ele alınabileceği tartışılmıştır. Bu bağlamda da iç mekân yeniden örülen ve birbirini besleyen ilişkiler doğrultusunda farkındalık sağlamış; karakterini ve kimliğini ortaya koymuştur.

ABSTRACT

Interior spaces are places which actively direct human experience as a result of being the host of human in its most important moments. However, today the relationship between the components that add both physical and vital value to interior spaces is not being sufficiently studied. Consequently, ignorance of such values and lack of studies concentrating thereon results in different interior spaces that feel lonely, disconnected and incomplete. With a view of studying the physical and vital value of interior spaces; interior layers aim to understand and read the space by analyzing, examining and discussing the physical and immaterial tangle that is emerged by the trinity of existence-space-time. In the light of the studies carried out and the suggestions made, it has been prioritized that the most important and valuable spatial factor is ‘human’ and in accordance with that also ‘human life’.

Within this two-folded study, the interior space is examined with a view of “human existence in the world”. By this way, the interior space is intended to be studied as a living organism with a body and a soul, on the basis of the idea of mutual benefit relationship between human and interior space. The first phase under IMIAD programme involves the project process which is made with the creation of the infrastructure of the thesis. Covering the last phase, the second chapter of the study focuses on layers which analyze all kinds of elements identifying the interior space in a sequential order. In this sense, the place of interior space within living space is addressed in addition to discussions on the importance and meaning thereof. Within the context of this discussion, a method proposal that focuses on analyzing the interior space under layer names such as physical, vital, historical and sensual layers by examining vital and physical dimensions that identify space has been offered. It has been observed that the integrity is indestructible and the layers are in an interactive relationship within the emerging interior layers. Certain complex reasons, formations and results stemming from the gathering of the layers, the self-creation within them and dominance of one on others can easily be resolved by relationship analysis between them. This approach helps us understand which space element or sequence relationship results in positive or negative effects of spatial identity; by this way we can further get to the core reason of the problem. With this resolution in mind, it can be concluded that the disconnection and divergence from human reality within interior space character and identity can also be resolved and improved.

In the third chapter, Bedesten Cevahir is selected as field study example and its interior design character is examined within the context of the identified layers. In line with the results of the field study, the relationship between the physical and vital elements of the interior space has been explained more clearly and thus reading the space has become easier. Additionally, the interactive relationship patterns between interior elements have been observed and the problems of space in the complex structure have become clearer. In general, it has been suggested that the designing problems are resulting from the lack of communication between layers. Due to the hierarchic sequence defects, it has also been observed that the layers prevail both each other and interior character or identity.

The lack of communication and experience within place has been tried to be resolved clearly in the project that is carried out during first phase of the study under the suggestion title. Concordantly, interior design suggestions which meet the current requirements of Bedesten Cevahir and create an insightful relationship therewith have been offered respectively. Lastly, the project has been criticized in terms of layers and a discussion on how to carry out the design in a different approach has been carried out. In this regard, the interior space differs from others in terms of newly formed and mutually improving relationships; thus creating its own character and identity.

Yazar: Hatıce Bürde GÜLTEKİN 418111008 burdegultekin@gmail.com

Danışman: Prof.Dr. Alpin KÖKNEL YENER

Tezin Adı: Light´s Impact on People´s Perception in Interiors / İç Mekan´da Işığın İnsan Algısı Üzerindeki Etkisi

ÖZET

Işık iç mekanları aydınlattığı gibi insanın mekanı deneyimlemesine imkan sunar. Aydınlatma tasarımı hem bir sanat hem de teknik fenomen olarak insanın fiziksel ve ruhsal sağlığını etkilemektedir. Bu tez calışması insanın iç mekan algısı üzerinde ışığın etkisini incelemeyi amaçlamaktadır. Işık ile görme duyusu devreye girer ve aynı zamanda bir mekanın atmosferini geliştirir. Ayrıca, mekanın barındırdığı şiirsel ve duygusal etkiyi yoğunlaştırarak şekillendirir. Diğer bir deyişle, iç mekan aydınlatması hem işlevsel hem de psikolojik algıyı tatmin etmelidir.

1.Giriş bölümünde tezin amacı, kapsam ve yöntemi açıklanmıştır.

2. Mekan ve Işık Algısı bölümünde, mekan - yer ve algılanan mekan arasındaki fark tanımlar üzerinden incelenmiş; mekanın algılanması ve yorumlanmasının mekan ve iç mekan tanımlarının önemli bir parçası olduğu vurgulanmıştır. Sonraki adımda, aydınlık bir iç mekanda kişilerin ihtiyaç duydukları algısal gereksinimler açıklanmıştır. İnsanın bir mekandan beklediği psikolojik ihtiyaçlar, görsel algılamayı ve yorumlamayı mümkün kılan aydınlatma gereksinimleri tanımlanmıştır.

Bölüm 3. Günışığı ile Aydınlatılmış İç Mekanların Algısı, günışığı ile şekillenen iç mekanın insanların psikolojisini nasıl etkilediğini örnekler üzerinden açıklamaktadır. Öncelikle, günışığının özgün niteliklerinin mekanda yarattığı çeşitlilik, renk değişimleri, gölgeler ve aydınlık karanlık karşıtlığının algısı örnekler ile açıklanmıştır. Sonra, günışığının açıklıklardan mekana alınması ve malzemelerle ilişkisinin mekansal algı üzerindeki etkileri açıklanmıştır.

Bölüm 4. Yapay Aydınlatma ile Aydınlatılmış İç Mekanların Algısı, yapay aydınlatmanın insan algısı üzerindeki etkisini açıklamaktadır. Öncelikle, 4.1. Yapay aydınlatmanın fiziksel özelliklerinin algı üzerindeki etkisi bölümünde ışık miktarı, yönü ve ışığın mekansal dağılımı gibi fiziksel nitelikleri üzerine araştırmalar ortaya konmaktadır Ayrıca, renk konusuna değinilmiş, çeşitli kültürel sosyal ve evrensel kabullere ilişkin bilgi verilmiştir. Aydınlatma elemanlarının renk oluşturma yeteneği ve ışık kaynaklarının rengi de bu bölümde açıklanmıştırç 4.2. Algı odaklı yapay aydınlatma bölümünde, bir önceki bölümde açıklanmış olan ışığın fiziksel özellikleri - ışık miktarı, yönü, dağılımı ve ışığın parıltı farklılıkları gibi - tasarımcılar tarafından mekan algısını değiştirmek için kullanılması, Flyn ve Kelly gibi aydınlatma tasarımı profesyonelleri tarafından ortaya atılan çeşitli teoriler üzerinden açıklanmıştır. Uyarım dereceleri (mekansal yük yaklaşımı), temel aydınlatma konseptleri ve görsel uyaranın kişiler üzerindeki etkisini / kişilerin sübjektif izlenimlerini değiştirmek için ışığın temel kavramları kullanılarak oluşturulmuş bir takım modeller açıklanmıştır.

Bölüm, 5. Günışığı ve Yapay Işığın Bütünleştirildiği Mekanların Algısı, mekansal algının dört farklı bina tipolojisi üzerinden araştırılmasını içermektedir. Işık ve algılanan mekan arasındakı ilişki İşlev odaklı ve Atmosfer odaklı mekanlar alt başlıkları altında özetlenmiştir. Tüm mekanlar ziyaret edilmiş ve bölüm 3. Günışığı ile Aydınlatılmış İç Mekanların Algısı ve bölüm 4. Yapay Aydınlatma ile Aydınlatılmış İç Mekanların Algısı bölümlerinde açıklanan özelliklere göre incelenmiştir.

6. Ruhani Bir Tefekkür (düşünceye dalma ) Odasının Aydınlatma Önerileri Üzerine Deneyler bölümünde, önceki bölümlerde açıklanmış, teorik bilgiler deneyler yapılarak test edilmiştir. Teorik araştırmanın uygulamasının bir ruhani tefekkür odası üzerinden yapılma sebebi araştırma sırasında incelenen mekanların büyük çoğunluğunun spiritüel mekanlar olmasıdır. Tez çalışması Nimbus Group GmbH gözetiminde Stuttgart, Almanya´da yapılmıştır. Deneylerin gerçekleştirildiği mekan şirketin gözetiminde seçilmiştir Deneylerin sonuçları Günışığı deneyleri ve Yapay ışık deneyleri olarak iki başlık altında açıklanmıştır.

Bölüm 7. Sonuç bölümünde, bütün çalışmadan türetilmiş sonuçlar açıklanmıştır.

ABSTRACT

There is no doubt that light enables not only making interior spaces brighter, but also helps people to experience the space. Lighting design is an art and a technical phenomenon affecting physical and mental health of humans. The aim of the thesis is observing light´s impact on perception of people in interior spaces. Light activates sense of sight and enhances the atmosphere of a space. Also, it shapes the space by intensifying the poetic and emotional impact of place. In other words lighting design of an interior should be satisfactory for both functional and psychological perception.

On section 1. Introduction, problem definition, aim and content of the thesis is explained.

On section 2. Perception of Space and Light, difference between space - place and perceptual space is investigated through definitions underlining the fact that perception and interpretation of space is an important part of space and interior space definitions. Perceptual requirements of occupants in a luminious interior are explained on the next step. Psychological expectations from a visual environment, lighting requirements to visually perceive and evaluate visual information are defined.

Daylight enhances the atmosphere of the space. On section 3. Perception of Daylit Interiors, how spatial atmosphere of an interior space shaped with daylight affects people’s psychology is investigated through several examples. First, impact of daylight on perception of variation, colour sensation, shadow creation and darkness - brightness contradiction is explained with examples. Then, daylight penetration through the openings and distribution in the space depending the materials are explained.

On section 4. Perception of Artificially Lit Interiors, first of all qualities of artificial light that have impact on perception are investigated. Section 4.1. Impacts of artificial light qualities on perception; reveals research on physical qualities such as quantity of light, direction and spatial distribution of light, degrees of brightness contrast that are used by designers to manipulate spatial perception. Associations of colours related to several cultural and social influences as well as universal acceptances are underlined. Colour rendering ability and colour of light sources have also been explained. On 4.2. Perception oriented artificial lighting, ways of using pre - explained physical qualities of light - such as quantity, direction, distribution and luminance difference- to manipulate perception of space are explained with several theories of lighting design professionals like Flyn and Kelly. Degrees of excitement (environmental load approach), fundamental concepts of light and lighting patterns that are changed to manipulate subjective impressions of people are described.

On section 5. Perception of Interiors with Daylight and Artificial Light Integration, spatial perception in association with both artificial light and daylight is investigated on four different building typologies. Relationship of light with perceived spatial qualities and experienced spatial atmosphere are observed in two different groups: Function oriented interiors and Atmosphere oriented interiors. These interiors are visited on site and observed according to the qualities explained on section 3. Perception of daylit interiors and section 4. Perception of artificially lit Interiors.

On section 6. Experimenting Lighting Design Proposals for a Conceptual Spiritual Contemplation Room, the theoretical information explained on the previous sections are experimented. Concept of a spiritual contemplation room is decided because of the fact that most of the perception oriented interiors shaped with light on the previous sections were spiritual spaces. The thesis study is done under supervision of Nimbus Group located in Stuttgart, Germany. The room where the experiments are realized is selected under supervision of the company. Results are described under two subtitles as Daylight experiments and Artificial light experiments.

On section 7. Conclusion, assumptions and outcomes derived from the whole study is explained.

Yazar: Demet ALTUNKILIÇ 418111004 altunkilicdemet@gmail.com

Danışman: Öğr.Gör.Dr. Bahadır NUMAN

Tezin Adı: Moda Alanında Faaliyet Gösteren Perakendecilerin Kullandığı İletişim Yöntemleri ve Görsel Mağazacılığın Günümüzdeki Yeri / Fashion Retailer’s Communication Methods and Current Location of Visual Merchandising

ÖZET

Günümüzde tüketimin gündelik hayatın bir parçası haline gelmesi, ürünlerin zevk için tüketilmeye başlamasıyla tüketim mekânları da artmıştır ve insanlar günlük aktivitelerini de tüketim mekânlarında gerçekleştirmeye başlamışlardır. Alışveriş; bir şey satın almanın verdiği mutluluğu hissetmek adına yapılmaya başlamıştır.

Tüketimin ve tüketim mekânlarının hızla artması da perakendecileri bir yarış içine sokmuştur. Bu kadar seçenek arasında varlıklarını belli etmek ve tercih edilmek için perakendeciler hedef kitlelerine doğru yer, zaman ve şekilde ulaşmaya çalışmalıdır. Alışveriş tercihlerimizi düşündüğümüz zaman tercihlerimizi iyi bir imajı olan marka yönünde yaptığımızı farkederiz. İyi bir imaj ancak doğru bir iletişimle yaratılır. Perakendecilerin müşterilere doğru şekilde ulaşmaları ve kendilerini doğru aktarmaları için de iletişim çok önemlidir. Bu nedenle perakendeciler hedef kitlelerine ulaşmak, iyi bir imaj yaratmak için doğru iletişim yöntemlerini seçmelidirler.

Moda alanında faaliyet gösteren perakendeciler fiziksel mağazaları aracılığıyla ve mağaza dışı yöntemleri kullanarak iletişim kurarlar. Fiziksel mağazalar ile kurulan iletişim görsel mağazacılık aracılığıyla olur. Mağaza dışı yöntemler ise pazarlamanın tutundurma faaliyetleri olarak geçen reklamlar, halkla ilişkiler, kişisel satış, doğrudan pazarlama ve satış geliştirmedir. Tez kapsamında günümüzde perakendecilerin iletişim için kullandığı mağaza dışı yöntemlerin görsel mağazacılığın yerinde bir kayma meydana getirip getirmediği incelenecektir.

Birinci bölüm tüketim kavramı, pazarlamanın gelişimi konularını kısaca açıklamaktadır. İkinci bölümde perakendecilik kavramı tanımlanmış, perakendecilerin hizmet etme şekilleri ve iletişim yöntemleri belirlenmiştir. Üçüncü bölüm iletişim yöntemlerinden görsel mağazacılık hakkında bilgi vermiş, mekânsal bileşenleri, perakendecinin iletişimine katkısı tanımlanmıştır. Dördüncü bölümde ise mağaza dışı yöntemler ve moda alanındaki perakendecilerin bu yöntemleri kullanma şekilleri örneklerle açıklanmıştır.

Görsel mağazacılığın tüm bu yöntemler arasındaki yerini belirlemek amacıyla yapılan anket çalışması için üçüncü ve dördüncü bölümden alınan bilgilerle anket soruları hazırlanmıştır. Anket 4 farklı yaş grubundan 30’ar, toplamda 120 kişiye yapılmıştır. Beşinci bölüm anket sorularının bulunduğu ve sonuçlarının değerlendirildiği bölümdür.

Tezin sonunda internet, bilgisayarlar, akıllı telefonlar aracılığıyla hayatımıza giren yeni yöntemlerin görsel mağazacılığın yerinde bir değişiklik meydana getirip getirmediği araştırılmıştır. Farklı yaş gruplarına yapılan anketle markaların ilettiği bilgileri, müşterilerin alma yolları ve alışverişlerinde tercih ettikleri satın alma kanalları hakkında bilgiler toplanmış, bu bilgiler doğrultusunda günümüzde görsel mağazacılığın yeri ve önemi saptanmıştır. Anket sonuçları görsel mağazacılığın günümüzde hala çok önemli bir yere sahip olduğunu göstermiştir.

ABSTRACT

Today, consumption is a part of our lifes. People start to buy something, which they don’t need, just to have fun. Shopping is done to feel better and to feel the happiness of buying someting. Especially when you think about fashion shopping, people feel themselves forced to buy something more fashionable. Because today, people judge each other according to their look and clothes. Fashion has a power, if you are not wearing something fashionable, you might be excluded by other people. Because of this intense consumption there are a great number of consumption places around us. People start to make their daily activities in these places.

Because of the huge number of shops and shopping centers, retailers are in a competition. People have a lot of choice and a lot of product. They need a good reason to choose a shop. A retailer need a good marketing strategy to place itself between the other retailers and to be choosen by the consumers. According to today’ marketing strategies, retailer should reach the consumer at true time and place with correct communication method. So, retailers should use multichannel approach to reach consumers. Today, fashion retailers know that one channel is not enough, so they use physical stores, webites, social networks, mobile applications, catalogs to reach their customers.

At this thesis, I searched the communication methods of a fashion retailer and make a survey about the current location of instore methods between all the communication methods. I tried to find the answer of this question: ‘Have internet, internet channels and all new communication methods changed the place of visual merchandising?’

Chapter 2, defines retailing and explains retailing and gives information about the importance of communication for a retailer, how retailers serve customers, what are the communication channels of a retailer. When you think about how you choose the shop to buy something, you can realise that you choose the brands that have a strong image. So fashion retailers need a strong brand image. A brand image means, how you are perceived by the consumers and what they think about you. Effective brand image is just possible with true communication method. If a retailer can explain his brand and the brand’s goals with true communication method, consumers can understand the brand. So, retailers should choose the correct communication methods to reach his target consumers. At the end of chapter 2 communication methods of a retailer classified. These methods are instore and outstore methods.

Instore methods are known as visual merchandising. Chapter 3 defines visual merchandising and gives information about the history of visual merchandising, how visual merchandising helps communication, what are the spatial components of visual merchandising, what are the visual merhandisers tasks. Visual merchandising uses storefronts and store interiors to effect people and convince them to purchase products. The task of a visual merchandiser is make the product look attractive and valuable. Visual merchandiser is responsible of all the visual organisations.

Chapter 4 is about outstore methods. These are advertising, public relations, personel selling, direct marketing and sales promotion. At this chapter these methods are explained with the examples of their uses in fashion industry.

With the information that are taken from chapter 3 and 4 a survey is prepared. The survey is consisting of two question. The purpose of the survey’ first question is; to find the most used channel by the customers to get the information about the product, discounts or the other information that should be known before buy something. The informations at fashion industry are determined. The channels of getting information is taken from chapter 3 and 4. The purpose of the other question is to find why people choose physical stores, websites or mobile applications to buy something. So, it is asked to people from which shooping channel they receive notions as entertainment, experience, speed and confidence. The survey is asked 120 people, 30 people from 4 different age group.

Chapter 5 explains how the survey is prepared. And it shows the results of the survey. At the end of the survey current location of visual merchandising between all the communication methods is defined.

The results show that visual merchandising still has a great importance at fashion industry. The other channels are used as well. Inspite of that the answers are different at different groups. But at all the groups visual merhandising is an important channel to get informations and make a safe shopping. So fashion retailers should attach importance to visual merchandising.

2013 

Yazar: Sabiha Yıldız SEVGİ 418081011 sabihayildiz@gmail.com

Danışman: Öğr.Gör.Dr. Abdullah ERENÇİN

Tezin adı: İç Mimaride Sayısal Tasarım ve Üretim Teknikleri: Sergileme Elemanı Tasarimı / Digital Design and Fabrication Techniques in Interior Architecture: Exhibition Design

ÖZET

Müzik, para, fotoğraf, edebiyat gibi hayatımızdaki birçok nesene dijital ortam